İnsanlık tarihinde 19. Asır, felsefi akımlar ve insan haklarının dile getirilmesi bakımından önemli bir birikime sahiptir. Eşitlik, özgürlük adalet ve anarşizm kavramları da bu birikim içinde önemli bir yer tutar. Daha sonraki dönemlerde özgürlük, eşitlik ve adalet hakkında söylenenler ile bu uğurda gerçekleştirilen eylemlerde söz konusu dönem birikiminin büyük katkısı olmuştur.
Tabi, ülkemizde ‘anarşist’ kavramına, 1960’lı yılların sonlarından, 80’li yılların sonlarına kadar bazı kişilere giydirilen idamlık elbiseler kadar ilgisiz bir tanımla uydurma anlamlar giydirilmiştir. Bu anlamda bir başbakana giydirilen elbise ile bir üniversite öğrencisine giydirilen elbisenin hiçbir farkı yoktur. Zalim ve darbeci egemenler birilerine idam elbisesi giydirmişlerse, orada eşitlik, özgürlük ve adaletten söz edilemez, elbette insanlıktan da…
Genç ve gayretli akademisyen – yazar Yıldırım Torun, “Klâsik Anarşizm” adlı çok değerli kitabında bu anarşistlerden dördünü görüşlerini de aktararak tanıtmış. İşte o dört filozof ve görüşlerinin bir kısmı;
A. William Godwin (1756–1836); Kötülüğü cehaletle eşdeğer vaziyette görür. Aydınlanmanın insanları akıllı, erdemli ve aynı zamanda da özgür hale getireceğini ifade eder. Fiziksel hazlara karşı, entelektüel ve ahlâki hazları daha üstün görür ve bütünün iyiliğinden haz duyan insanın sahip olduğu hazzı bütün hazların en üstünü şeklinde kabul eder. Tıpkı daha sonraki anarşist düşünürler gibi yaşamın büyük ölçüde basitleştirilmesi taraftarıdır. Bunun temelinde ise lüksün yozlaştırıcı bir etkiye sahip olduğu anlayışı vardır. Mülkiyet ile hükümet arasında sıkı bir bağ olduğunu düşünür ve zenginlerin doğrudan ya da dolaylı bir şekilde yasa koyucu olduklarına inanır.
B. Pıerre Joseph Proudhon (1809–1865); İlk anarşist olarak kabul edilir. Mülkiyet ve hükümet konusunda sorgulayıcı bir tavır takınır. “Mülkiyet nedir?” sorusuna verdiği cevap; “Mülkiyet hırsızlıktır.” Şeklinde bir paradoks olmuştur. İnsanların potansiyel anlamda akılcı, ilerici, adil olduklarını ve insanın değiştirilemez bir doğaya sahip olduğuna inanır.
Kendisini oluşturan bireyler kadar gerçek olan toplum, yine tıpkı birey gibi kendine ait bir güce, iradeye ve bilince de sahiptir. Dolayısıyla kollektif ya da grup bütün var oluşun temel koşuludur. Bu yaklaşım tarzı içerisinde ailenin yeri ise; toplumun en önemli toplumsallaştırıcı öğesi, ahlaki duygu ve toplumsal yeteneklerin kaynağı şeklinde belirginlik kazanır. İnsanda var olan toplumcu eğilim, düşünce yoluyla adalet, yetilerin beslemesi aracılığıyla hakkaniyet haline gelmesi ve özgürlüğü formül olarak kabul etmesi hasebiyle ahlakın da temeli durumundadır. Toplumcu eğilim, insani davranışların tümünün ilkesi ve kuralıdır.
Toplumsal bir varlık olarak dünyaya gelen insanın, bütün ilişkilerinde eşitliği ve adaleti aradığını, bununla birlikte bağımsızlığı ve övgüyü sevdiğini, özgürlük ve egosuna düşkün olduğunu, bu durumun da adalet gibi eşitlik ve özgürlüğün de temel bir değer olarak ön plâna çıktığına inanır. İnsanın adalet ve eşitliği arama eğilimi ile özgürlüğe düşkün olduğunu ifade eder.
Adaleti, toplumu yöneten parlak bir yıldız, gerek politik dünyanın merkezinde yer alan bir gök kutbu gerekse tüm anlaşmaların ilkesi ve düzenleyicisi olarak görür. Adaletin ardından ikinci mesele eşitliktir. Adaleti eşitlik ilkesiyle çok sıkı bir şekilde bağlantılı görür ve eşitliği bir doğa yasası şeklinde düşünür. Özgürlüğün zorunlu koşulu olarak da eşitliği görür. Adalet ve eşitliğin güçlü ilişkisinin de buradan geldiğini düşünerek adalet, eşitlik ve özgürlük gibi temaların aşırı bir bağlısı olarak sürekli bunları savunmuştur.
Adalet, özgürlük ve eşitlik ideallerine ulaşıldığı zaman insanlığın ahlaki fazilet açısından gelişeceğine inanır. Düşüncelerini özgürlük ve eşitlik adına gerçekleştirdiğini iddia eden bu anarşist, “Ey özgürlük Tanrısı! Aklım seni anlamadan içime adalet duygusunu yerleştiren Tanrı, dinle benim ateşli duamı. Yazdığım her şeyi sensin işte bana yazdıran… Kendi çıkarımı ya da senin başarımı arayıp aramadığımı biliyorsun ey özgürlük Tanrısı! Ah! Benim adım sanım kütüklerden silinsin ama özgür olsun insanlık…”
C. Mihail Bakunin (1814 – 1876); Özgürlüğü, toplumsal düzenin kaynağı olarak ilan etmiş ve onu topluma karşı her sorumlu yetişkinin mutlak hakkı biçiminde tanımlamıştır. Bir kişinin özgürlüğünün bir diğerinin özgürlüğünü engellediği iddiasını kabul etmez. Kişinin özgürlüğünün diğer insanların özgürlüğüyle pekişip genişlediği oranda gerçek anlamına kavuşacağını ve ancak eşit insanlar arasında gerçekten özgür olabileceğini savunur.
Kendisini “fanatik bir özgürlük aşığı” olarak görür ve özgürlüğü, insanın zekâ, onur ve mutluluğunu geliştirebilmesi adına kullanılabilecek yegâne araç olarak kabul eder. Özgürlüğün devletin bekası adına feda edilmesine karşı çıkar. Özgürlüğün toplumdaki siyasal ve ekonomik yapıyı yeniden inşa etmesinin gerektiğini savunur.
Eşitlikten yoksun bir özgürlüğün, çoğunluğun köleliğine neden olacağını, buna karşın özgürlükten nasibini almamış bir eşitliğin de devletin despotizmine ve dolayısıyla da ayrıcalıklı sınıfların adaletten kopuk yönetimine dönüşeceğini düşünür. İşte bunun için, eşitlik ve özgürlüğün birbirine sıkı sıkıya bağlı ayrılmaz bir ikili olduğunu savunur.
D. Pyotr Kropotkin (1842- 1921); İnsanlık tarihi içerisinde gerçekleşen gelişmeleri incelemesinin ardından toprak, maden ocakları, makineler, iletişim, besinler, ev, eğitim, bilgi gibi üretim için gerekli şeylerin soygun, savaş, zorbalık vb. yoluyla bir avuç insan tarafından gasp edildiğini düşünür.
Diğer birçok kaynaklar gibi, bilimin de küçük bir azınlığın ayrıcalığı konumunda olduğunu düşünür. “Herkes için eğitim” anlayışını eşitsizlik içindeki mevcut sistemde imkânsız ve adaletin toplumsal yaşam içerisinde hayat bulabilmesi için eşitliğin pratiğe yansımasını zorunlu görür. Buna bağlı olarak adaletin, yalnızca eşit insanlardan oluşmuş bir toplumda var olabileceğini savunur.
Konumuz bağlamında buraya, Kitaptan üç özgürlük tanımını alıntı yapmak uygun düşer diye düşünüyorum:
“Özgürlük, dışarıdan gelebilecek herhangi bir engel ya da tahakkümün olmamasıdır.” (Hobbes).
“Özgürlük, kişinin başkalarının keyfi müdahalelerinden bağımsız olmasıdır.” (Locke).
“Özgürlük, insanların koymuş oldukları yasaya kendilerinin tâbi olmalarıdır.” (Rousseau). (Yıldırım Torun, Klasik Anarşizm, Savaş Yayınevi, 2. baskı, Ankara / 2009)
Sonuç olarak kısaca iki konuya değinmek istiyorum:
1) Bakunin ve diğer anarşist filozoflar din ve devlet konularında görüşlerini ortaya koyarken mevcut Hıristiyanlık ve kilise dini ile saltanatların dayattığı sözde İslâm dinini temel alıyorlar; yanlış bir yaklaşım… Marks, Ebu Zer’i tanısaydı, rayından çıkmış dine değil, Kur’an’a bakardı diye düşünüyorum… Son zamanlarda anarşist ve komünist aydınlar ile Müslüman Aydınlar arasında düşünsel ve pratik anlamda bir yakınlaşma görülüyor. Anarşist ve komünistler, Kur’an’daki Dini ve o dini savunanları tanıdıkça, onlara sempati duyuyorlar. Aynı durum Müslüman düşünür ve yazarlarda da görülüyor. Yani, zaten baştan beri adalet, özgürlük ve eşitlik için mücadele eden insanlardan samimi olanlar, olaylara ve kişilere doğru algılamayla yaklaştıklarında ortak noktada buluşuyorlar. Bu gelecek için, iyi bir başlangıç ve gelişmeye müsait bir durumdur; özellikle komünist ve sosyalist aydınlar bakımından… Çünkü onlar, Müslüman aydınlara göre daha çoklar…
2) Kitabı okurken, bir taraftan da kitabın yazılış tekniğini düşündüm, vardığım sonucu şöyle söyleyebilirim: Kitap, alıntıları birbirine ekleme yöntemi ile yazılmış. Yazarın söylediklerinden çok alıntılar kitabı oluşturuyor. Fakat bağlantılar öyle uygun ara cümlelerle yapılmış ki, kitap sanki tek metin. Yazar, çoğu yerde, konu ettiği kişilerin görüşlerini, bir romandaki anlatıcı kahraman gibi, akıcı bir üslupla ortaya dökmüş. Tırnak içinde çok fazla alıntı yapmamış, bence iyi bir tarz. Kitabı özellikle, insan hakları aktivistlerinin okumalarında büyük yarar var. Adalet, özgürlük ve eşitlik konularının birbirleriye ilişkileri çok açık bir şekilde ortaya konmuş. Ayrıca, Müslüman aydınlar ile Sosyalist aydınların sıkça gündeme getirdikleri konular bunlar… 2007 yılında ilk baskısının yapılması zamanlama olarak da iyi olmuş. Yazarını tebrik ediyor ve kendisinden yeni kitaplar bekliyorum.
