Şebnem Korur Fincancı
Yeniden nöbet, yeniden uykusuzluk, direksiyon başında uyuyakalma… Bundan dört yıl önce “Kaza Değil Cinayet” diye yazmıştım, Rümeysa Berin Şen’in nöbet çıkışı kamyonun altında kalıp ölmesinin ardından. O kamyonun altında kalan sağlık sistemimizi, sağlık emekçilerinin ağır çalışma koşullarını, sistemsizliğin içinde bu ağır yükü taşımak zorunda bırakılan genç meslektaşlarımızı. “Açlıkla yorgunluk arasında seçime zorladığımız meslektaşlarımız, asgari ücretin azıcık üzerinde maaşları ile ödemekte zorlandıkları kiralarını ödeyebilmek, en az bir maaşları tutarında bir kitabı satın alabilmek için nöbet ücretlerinden medet ummaya çalışıyor. Nöbet ücreti deyince büyük meblağlar anlaşılmasın, aldıkları maaşın ancak üçte birini ekleyebilirlerse ay sonunda, bir açığı kapatıp kitap taksitini zar zor ödüyorlar. Durmadan çalıştıkları nöbetin sonunda olur da eğitim aldıkları bölüm nöbet izni kullandırmaya elverse bile, ödenecek faturalar beklerken seçecekleri izin almak değil, yorgunluktan ölmek oluyor ancak.” Bu zorlukları dile getirip, Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak “Emek bizim, söz bizim” eylemleri ile taleplerimizi alanlarımıza taşıdıktan sonra, anımsarsanız, hem nöbet ertesi izin hakkı ile ilgili düzenlemeler yapılmış, hem de hekimler ekonomik olarak biraz nefes alabilmişti.
Geçen birkaç yıl içinde kimi yerde nöbet ertesi izin en azından bir seçenek olarak sunulsa da özellikle cerrahi bölümlerde pek de uygulanmadığını üzülerek izledik. Nöbet ücreti insanlık dışı koşullarda soluksuz çalışmanın, o yoğun ve zorlu emeklerinin karşılığı bile değilken, sanki o emek dinlendiklerinde ödenecekmiş gibi izinle takas edilmeye devam ediyor. Bir de işin eğitim faslı var. Nöbet ertesi izin, çiçeği burnunda pek çok meslektaşım için eğitim programlarından eksik kalmak anlamına gelebiliyor. Zaten iş yükünü taşırken sınırlı zaman ayrılabilen eğitimleri kaçırmak istememeleri bir yana, nöbet ertesi izin kullanmaları halinde bölümde nasıl bir ayrımcılıkla karşılaşabileceklerinin bilinmezliği de izinden kaçınmalarının gerekçelerinden biri olabiliyor. Ekonominin hali ise ortada, teşvik altında ekledikleri azıcık katkı da eriyip gitti çoktan.
Dahası var: “Nöbetin 35. saatinde yüzünde gülücüklerle hastayı karşılamadığında, kendisinden esirgenen şefkati hastasına yansıtamadığında işittiği hakaret ve tehditleri beyaz kod verip bildirirse gelen polislerin şiddeti meşrulaştıran ara buluculuk çabalarına maruz kalmaktan, bazen görevi gereği gelip ifadesine başvurması gereken polis gelmeyip onu karakola davet etmişse haklarını bilemediği için o 36 saatin ardından sürüklenerek karakola gitmekten, idarenin tehditle yetinmeyip de şikayet de eden hasta için istediği savunmadan arta kalan zamanlarında son çıkan bilimsel yayınları takip etmesini beklediğimiz, nöbetleri daha sık tutmak pahasına dişinden tırnağından artırıp, bazen kredi çekip binlerce liralık kongrelere katılması için zorladığımız, hayatlarına el koymaktan zerre suçluluk duymadığımız o gençler artık tükendi.” Tükenen meslektaşlarımızdan biri daha direksiyon başında uyuyuverdi işte! Bu kez hayatta kaldığı için sevinmeliyiz ama bir başka nöbet çıkışı ne ile karşılaşacağımızın, bu tükenmenin nereye evrileceğinin kaygısını hep taşıyoruz.
Şimdi TTB bir dizi etkinlikle başka bir sağlık sistemi mümkün diyor. Ardında 200 binden fazla hekimin örgütlü gücüyle söylenmeli her söz, yapılan her eylem! Hekimler hem meslek örgütünde hem de sendikalarında örgütlenmenin bizi nasıl güçlendirdiğini fark etmeli. Oysa biliyoruz neredeyse yarım yüzyıldır örgütlenmek suçmuş gibi gösterildi. Demek ki yeniden örgütlenmenin değerini anımsatmaya ihtiyaç var. Biliyorsunuz garip bir tutukluluk yaşamıştım tam da o süreçte, ancak ayların yıllara devrildiği tutuklulukların yanında benim iki buçuk aylık tutukluluğumun hesabı tutulmaz ama durup, nasıl bu kadar kısa sürdü diye düşünmekte fayda var. İşte bu örgütlü emeğin sesiydi, gücüydü. Meslek örgütümüzden sendikalara, insan hakları örgütlerine her birinin inatçı iradesi çok etkili oldu hızla tahliye edilmemde.
Sözümüzün gücü örgütlülüğümüzde ve bizim bu güçle, bizi tüketmelerinin karşısında durmamız gerekiyor. Bir kişi daha eksilmemek, iş cinayetlerinde öldürülmemek için!




