Aile hayatında eşler arasında anlaşmazlık ve geçimsizlik durumları istenmemekle birlikte yaşanan gerçeklerdir. Bu gerçeklere dayalı olarak yaşadığımız toplumda kadın-erkek ve karı-koca ilişkilerindeki olumsuz durumlarda erkeğe gösterilen tolerans genellikle kadınlara gösterilmez. İşin vahameti şurada ki, dindar (Atilla F. Ergun’un deyimiyle ‘din(i)dar’) çevrelerde bu olay daha yaygın olarak gözlemlenmektedir.
Kadınlara karşı yapılabilecek birçok haksızlıklar vardır, fakat bunlar içinde herhalde en çekilmez olanı, onların dövülmesi ve üzerlerine kuma getirilmesidir. Bunu şöyle de söyleyebiliriz; dövmek ve birden fazla kadınla evlenmek… İşte bu “dövme/darb ve birden fazla kadınla evlenme/taaddüd-ü zevcat” konusu gündeme gelip bunların uygun bir şey olmadığı söylenince, hemen birileri kalkıp “sen ne diyorsun? Bunlar Kur’an ve sünnette var” derler. Ve bilindiği üzere toplumda genel algılama da bu yöndedir.
Benim bu noktada belki otuz senedir dikkatimi çeken bir şey var; bu konular gündeme geldiğinde, değişik rivayetlerle birlikte hemen Nisa Suresi’ndeki 3. ve 34. ayetler öne sürülür. Evet, bu konuların bu ayetlerde geçtiği doğrudur. Ancak aynı surede bir de 128. ayet var. Asırlar boyunca 128. ayet fazla hesaba katılmadan, daha çok erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarından söz edilmiş ve yazılmış. Bu da kimi insanları “ İslâm erkek egemen bir toplum öngörüyor.”yargısına götürmüş. Böyle düşünüp İslâm Dinini eleştirenler, mevcut literatür ve pratik açısından pek de haksız sayılmazlar.
Eşlerin birbirleri üzerindeki hakları ve geçimsizlikleri konusundaki tartışmalarda Nisa Suresi’nin 128. ayetinin delil olarak kullanıldığını hiç görmedim ve 34. ayet bağlamında birçok erkek ve kadın ile yaptığım konuşmalarda 128. ayetin bilinmediğini gördüm. Hilafet ve saltanata dayalı iktidarların dayatması sahte fıkıh uygulamaları… Ne yazık ki elan sürüyor.
Darabe: Hareket etmek. Damar ve kalp atmak. Vurmak, dövmek, çarpmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, yapmak, koymak, para basmak. Sayıları çarpmak. Kurmak, sokmak. Zaman tayin etmek. Hisse ayırmak. İşini bozmak. Kaldırıp atmak, yüzüne bile bakmamak. Grev yapmak. Vazgeçmek. Dövüşmek, vuruşmak. Ortak iş yapmak, bir tür ortaklık. Dalgalanmak. Bir şeye elle, sopayla, kılıçla, çekiçle ve benzeri şeylerle vurmak; bulutun yeri yağmurla vurması; yeryüzünde veya bir yerde gitme, yolculuk etmek; çadır kurmak; kendisine çokça vurulan şey, yorgan gibi; kışkırtmak, tahrik etmek, teşvik etmek; dişi devenin, erkek devenin kendisiyle çiftleşmesini istemesi. (İsfahani, Müfredat ve R.İ. Eliaçık, Yaşayan Kur’an, Türkçe Meal/Tefsir).
‘Nuşuz’ kelimesi Türkçe’ ye çevrilirken meallerde çok farklı anlamlar verilmiş, fakat ‘darb’ kelimesinin karşılığı bir iki istisna dışında hep aynı kullanılmış. Darb kelimesi 34. ayette geçiyor, 128. ayette yok ve karşılığı “dövmek” olarak verilip “dövün” denmiş. ‘Nuşuze’ ye gelince, kadınlar ve erkekler için farklı anlamlar verilmiş. Bu anlamlara baktığımızda, kadınlar için daha sert, erkekler için ise yumuşatılarak kullanıldığını görüyoruz. Yukarıda değinmiştim, fakat önemine binaen yeniden değinmek istiyorum; eşler arasında geçimsizlikler, endişeler, güvensizlikler ve bunlara benzer konuların gündeme geldiği hiçbir ortamda 128. ayet konuşulmuyor, sanki böyle bir ayet Kur’an’ da yok. Maalesef kadının hak ve yetkilerine yönelik bu ayetten kadınlarımızın da haberi yok. Erkekler 34. ayeti kendi istekleri doğrultusunda kullanıyorlar ya, kadınlar da başka bir hüküm yok zannediyorlar…
Örnek olarak on tane meal alalım ve bu kelimelere verilen anlamlara bakalım:
34 ayette Nuşuze/nuşuuzehunne: 1- H. B. Çantay, şer ve serkeşlik; 2- Diyanet vakfı meali: başkaldırma; 3- Ali Bulaç, başkaldırıp diretmek; 4- Elmalılı, serkeşlik; 5- Ö. R. Doğrul, serkeşlik; 6- M. İslâmoğlu, sadakatsizlik; 7- S. Ateş, dikkafalılık, şirretlik; 8- R.İ. Eliaçık, eşler arasındaki şiddetli geçimsizlik; 9- Salih Akdemir, dikkafalılık ve şirretlik, 10- Hayri Yıldızlı, eşlerin aile sorumluluğunu ve mutluluğunu zedeleyici davranışları. Burada R. İ. Eliaçık ile H. Yıldızlı’nın nuşuz olayını eşler bazında, diğerlerinin sadece kadınlar için değerlendirdiklerini görmekte yarar var.
128.ayette nuşuze/nuşuuzen: Yukarıdaki numara sırasıyla: 1- Uzaklaşma ve yüz çevirme; 2- geçimsizlik ve yüz çevirme; 3- yüz çevirip uzaklaşmak; 4- serkeşlik ve yüz çevirme; 5- Kocasından eza-cefa görmek ve ihmale uğramak; 6- Sadakatsizlik, geçimsizlik ve terk etmek; 7- Yüz çevirme; 8- Geçimsizlik ve soğuk durmak; 9- Huysuzluk çıkarmak ve ihmal etmek; 10- Geçimsizlik, hırçınlık ve uzak durmak.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, aynı kelimeye verilen anlamlardaki derece farkı açıkça görülebiliyor. Bu ayetlerde karı-koca hayatında ortaya çıkan ve “nuşûze” kavramı içinde değerlendirilebilecek olaylar olumsuz tutum ve davranışlar olarak ortaya konuyor. Yani “Nüşûze” hem erkek hem kadın için istenmeyen ve yapmamaları gereken eylemlerdir. Ancak benim vurgulamak istediğim, pratik hayatta diğer birçok konu ile ilgili ayetlerde olduğu gibi, burada da 128. ayetin tamamen görmezlikten gelinerek 34. ayetin kolayca yanlış değerlendirilip ‘vadribuhunne’ fiilinin ‘dövün’ şeklinde uygulanmasıdır. İki durumda da kadınlar için adaletsizlik söz konusudur. Oysa Kur’an ve peygamberin kadın haklarına ne kadar önem ve değer verdiği bilinmektedir.
34. ayetteki Darabe/vadribuhunne: 1- Döğün 2- Hafifçe dövün; 3- Hafifçe döğün; 4- Dövün; 5- döğün; 6- Geçici bir süre ayrılın; 7- dövün; 8- Bir müddet ayrılın; 9- İz bırakmayacak şekilde hafifçe vurun; 10-Ayrılın.
Görüldüğü gibi çoğu mealde “dövün” karşılığı tercih edilmiş. Böyle olunca yukarıda yaptığım vurgulama daha bir önem kazanıyor. Bu nedenle “darb” konusu üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Bir kere her ne şekilde olursa olsun, insan için dayak, caydırıcı ve eğitici bir özelliğe sahip değildir. Aşağıda Nisa 34 ve 128. ayetler için R. İhsan Eliaçık’ın çevirilerini vereceğim. Orada da görüleceği üzere nuşuze sorununun dayaksız, sopasız ve dövmeden de çözümü var…
Kur’an taraftarı ve karşıtları arasında yapılan birçok tartışmaların vazgeçilmez kavramı ve konusu “DARB” olayıdır. Bu anlamda önemli bir problem var. Yapmaya çalıştığım bu problemin çözümüne katkıda bulunmak, yanlış olduğuna inandığım önemli bir konuda düzeltici ve doğrultucu düşünceleri ortaya koyup, gerçeği yakalamaya çalışmaktır. Çünkü bu durum toplumumuzda derin bir yaradır. Şu oruç ve bayram günleri aşkına, zalim egemenlerin tarih boyunca yerleştirdikleri yanlış uygulamaların artık bitmesini istiyorum. Artık anneler üzülüp ağlamasın…
Darb kavramının anlamlarına bakıldığında sadece, vurmak, dövmek, çarpmak ile sınırlı olmadığı görülmektedir. Üzerinde durduğumuz kelimenin günlük hayatımızda karşımıza çıkış biçimlerini de dikkate almalıyız; “Ayrılmak”, “Hisse ayırmak”, “İşini bozmak”, “Kaldırıp atmak, yüzüne bile bakmamak”, “Grev yapmak”, “Vazgeçmek” gibi. Darb kavramından kocanın karısını dövmesi yerine; daha önce her türlü nasihat, evliliği sürdürme, nüşûzeli tutum ve davranışlarından vazgeçirme çabalarından sonra, aşırı geçimsizlik nedeni ile evliliğin bitirilmesi düşünülemez mi? Bir süre “yatakların ayrılması” bile sorunları/nüşuzeli durumu ortadan kaldırmıyor ve evlilik bir türlü normale dönmüyorsa, yapılacak iş; bu evliliğe adaletli bir mahkeme kararı ile bir son vermektir. Bu duruma göre, geçici bir süreliğine de olabilir, sürekli de olabilir. Bir evliliğin bitirilmesi/boşanmanın meydana gelmesi, İslâm Dini’nde en son çaredir. Bunu zaten insaf sahibi herkes biliyor.
“Erkekler, kadınlar üzerine titrer; onları koruyup kollarlar. Bu, Allah’ın onlardan kimine kiminden fazla vermesi ve erkeklerin mallarını harcamalarından dolayı böyledir. İyi, güzel ve doğru olan kadınlar, Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan ve O’na saygıda kusur etmeyen kadınlardır… Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa, hâlâ işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah’a mahsustur.” (Nisa 4/34).
“Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya kendisine soğuk durmasından şikâyetçi ise önce oturup konuşarak anlaşmasında bir sakınca olmaz. Zira karşılıklı konuşup anlaşma, her zaman en iyi yoldur. İnsanoğlunda bencillik her zaman mevcuttur. Bencillikten sakınır, güzel güzel geçinirseniz, bilin ki Allah yapacağınız her şeyden haberdardır; bundan hiç şüpheniz olmasın.” (Nisa 4/128)
Oruçlarımızın ittikamızı (Allah’a karşı olan sorumluluk bilincimizi) artırmış olması, bayramımızın bunu pekiştirmesi umut ve dileğiyle.
