Ahmet Yaşaroğlu
üncelleme terimi bilgisayarların yaşamımızda yaygınlaşmasıyla tanıştığımız bir kavram. Güncellemelerde sistem aynı kalırken çalışmanın verimliliği artıyor, sorunları ortadan kaldırıyor. Ama yaşamın dinamizmi sürekli yeni güncellemelerin yapılmasını da zorunlu kılıyor. Politik süreçler de özünde bundan farklı değil. Son günlerde Kürt sorunu merkezli tartışmalar politik yaşamda yeni pencerelerin açılmasına, ya da eski tartışmaların güncellenmesine yol açtı. CHP-DEM Parti tartışması, ümmet, Stockholm sendromu, İmralı ziyareti, dil sorunu, tarihe göndermeler vb. konular güncel tartışma konuları arasına katıldı. Her politik sorunun, Kürt ulusal sorunu gibi bir sorunun kendisini yeni güncellik içerisinde göstermesi, bu konular üzerine bütünüyle yeni değilse de bazı hatırlatmalar yapılmasını zorunlu kılıyor.
Söz konusu konuların hepsini bir yazıda ele alma olanağı bulunmuyor. Bu yazıda CHP ve DEM Parti tartışmasını ele alalım. Ülkede çok ciddi bir demokrasi ve özgürlük sorunu var ve bu iki parti bu sorunların çözümü üzerine farklı düşüncelere sahip olsalar da, temelde siyasi demokrasiye sahip çıkan bir tutum içerisindeler. CHP Kürt sorununun varlığını ve bu sorunun genel demokrasi mücadelesinin bir parçası olduğunu kabul ediyor. DEM Parti de kendisinin Kürt halkının politik temsilcisi olduğunu ve Kürt sorununun Kürt halkına eşit koşulların sağlanması ile demokratik ve barışçıl bir biçimde çözülebileceğini savunuyor. Saray rejiminde cisimleşen iktidar bloku ise Kürt sorunu değil, terör sorunu olduğunu, bunun “çözülmesi” ile sorunların ortadan kalkacağını savunuyor, politikaları da buna yönelik.
Elbette politik sorunlar edilgen değil ve atılan her yeni adım beraberinde yeni tartışmaları getiriyor. İktidarın stratejisi demokrasi için mücadele eden tarafı parçalamak ve onun bir bölümünü yanına çekmek, bu yapılamazsa da onun gücünü hareketsiz bırakmak. Erdoğan’ın merkezinde olduğu Saray rejimi kendi politik çıkarlarını ve devamlılığını temel alan bir politika yürütüyor ve hem genel olarak demokratik muhalefeti hem de Kürt hareketini parçalayıp, zayıflatacak azami politik çıkarı hedefliyor. Bu durum sürece oldukça karmaşık bir özellik verirken, çok haklı olarak soruları ve sorunları da çoğaltıyor. CHP ve DEM Parti’nin bütün bunları dikkate alarak ince bir çizgide ilerleyerek politika yapmayı becermesi gerekiyor. Yani hem aynı anda benzer amaçlar için mücadele etmeyi sürdürmeyi, taktik farklılıklara rağmen bu mücadelede olumlu ilişkiyi kaybetmemeyi, genel olarak demokrasi cephesini zayıflatmamayı başarmaları gerekiyor.
Her iki partinin de güncel politik sorunlara ve süreçte izlenen yöntemler konusunda yaklaşımının farklı olması, bunların her birisinin bu karmaşıklık içerisinde aralarındaki bağı koparmayacakları bir çizgide ilerlemelerini zorunlu kılıyor. Bu bağın kopmasının iktidarın parçala ve yönet taktiğinin zafer kazanmasına yol açacağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor. Karmaşıklık şurada: DEM Parti ve daha genel bir ifade kullanacak olursak Kürt hareketi hem iktidarla görüşmeyi sürdürmek hem de ana muhalefetle olan bağlarını korumak zorunda. Ona iktidar karşısında güç verecek olan çizgi bu. Bir şey kazanılacaksa böyle kazanılacak. CHP ise Saray rejiminin politik hırslarını gemlemeye çalışırken, onun muhalefeti bölme taktiğini de boşa çıkaracak bir çizgide ilerlemek zorunda. Bu zorunluluklar muhalefete kısır politik tartışmalara girmemeyi, aralarına engeller koymamayı becermeyi dayatıyor. Elbette bu işlerin bir “altın oranı” yok ve tartışma ve ilişkilerinde düzeyli bir çizgiyi korumaları gerekiyor. DEM Parti’nin; Kürt sorununda CHP’nin tutumunun, bu tutumun içeriğinden daha çok da varlığının Saray rejimini zayıflattığını ve demagojilerini açığa çıkaran bir rol oynadığını anlaması gerekiyor.
Ne bu ülkenin tarihi ve üzerinde yaşayan halkların aralarındaki ilişki, ne de dünya tarihi ve halkların yaşamı ve ilişkileri, düz bir çizgide ve sürekli dostluk ve barış içinde gelişmedi. Arkada sorumlusunun egemen güçler olduğu çatışmalı, boğuşmalı, kanlı bir tarih olduğu gibi, bunların aşılması durumunda kardeşlik ve barışın sağlanabileceğini gösteren parlak tarih sayfaları da var. Filistin ve Ukrayna sorunu ise güncel olarak gözlerimizin önünde yaşanıyor. Sınıflı toplumların kötülüklerinden kurtulmak insanoğlunun hep özlemi oldu, hep bir “altın çağa” kavuşmak üzere harekete geçildi. Bu nedenle, özellikle halklar ve onun çıkarlarını temsil ettikleri iddiasında olanların geçmişe yaklaşımda olgun ve sağduyulu bir tutuma sahip olmaları, olumsuzluklara saplanıp kalmayı değil, geçmişin kirlerinden arınmış yeni ve ortak bir gelecek kurmayı amaçlayan bir çabanın içinde olmaları, tarihin mevcut güncelliği ezmesine izin vermemeleri gerekiyor. Taraflardan yapılan son açıklamalar olumlu ilişkiyi koruyacakları yönünde bir kanı uyandırıyor ve bu da işin iyi yanı.
Gelelim bu yazıda konu edinilen bütün bunların biz neden ilgilendirdiği meselesine: Eğer işçi sınıfı bağımsız politik hareketi ve ardında topladığı emekçi yığınları ile kitlesel politik mücadelesiyle tayin edici bir konumda olmayı başarabilseydi, kuşkusuz o zaman bütünüyle başka gerçekleri konuşuyor olacaktık. Bunun nedeni açıktır; ciddi politik sorunlar ciddi fiziki güçle çözüme bağlanabiliyor ve işçi sınıfı ve onun devrimci partisi bu güçleri oluşturma mücadelesinin içinde. Güncel olarak politik karşılığı olan ve yapılabilir olan ise, işçi sınıfının harekete geçirilebilen kesimlerinin demokrasi ve özgürlük mücadelesine katılması, bu mücadele içinde onun tutarlı ve devrimci kanadını temsil etmesi, bu mücadeleyi kararlılıkla ve sonuna kadar sürdürme çabasıdır. Bugün bunun başarılması daha ileri mücadelelerin yolunu açacaktır.
Kürt sorununun güncellenmesine ilişkin yukarıdaki konular üzerine söylenecek kuşkusuz daha pek çok şey var ve bunlar da gelecek yazıların konusu olsun.




