Nuray Sancar
Külliyolog sözünü galiba ilk kez Eski AKP Milletvekili, bugün Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen kullanmıştı. Kremlinolog sözünü ‘Türkçeye uyarlayarak. Sovyetler Birliği’nde kim kiminle görüşmüş, protokolde kim sırasını kaybetmiş, başkan yanına kimi almış, toplantıdan çıkanlar arasında kimin yüzü gülüyor, kiminki asık gibi işaretlere bakarak siyasi sonuçlar çıkarmaya çalışanlara ve daha çok basın mensuplarına yakıştırılan alaycı bir ünvandı Kremlinolog. Brejnev’in poker suratındaki küçük oynamalardan strateji, taktik ve program çıkarmak bir habercilik ve siyaset yöntemi haline gelmişti. Külliyolog sözü de aynı işi burada yapanlara yakıştırılıyor. Tabii bir de külliyologların kafası fazla karışmasın diye içeriden yani Saray’dan aldıkları bilgileri kelimesi kelimesine yayanlar var; onlara da embedded (iliştirilmiş) gazeteci denirdi eskiden.
Bir devlet idaresinde halka karşı açıklık ve hukuk olmadığında bilgi yoksunluğu yüzünden sebepsiz görülen olaylar arasındaki bağlantıları anlamak zorlaşır. Gidişatı anlamaya çalışanlar neden sonuç ilişkilerini kurabilmek için imgelerden, duruş biçiminden, imalardan, yüz ifadesinden medet umarlar. Devlet Bahçeli bu eğilimi körüklemeyi sevenlerden biridir. Ferdi Tayfur müziği eşliğinde yolda yalnız yürüdüğü bir video, dosya tutan yüzüklü elinin görüntüsü MHP’nin Cumhur İttifakıyla gerilimi olarak okunmuş, günlerce bu görüntülerin anlamı tartışılmıştı. Bahçeli’nin elindeki dosya güya, ortağını zayıflatacak bilgilerle doluydu ve bu konuda ancak Ferdi Tayfur’un anlayabileceği bir yalnızlık içindeydi! Son olarak Bahçeli’nin 29 Ekim’de Anıtkabir ziyaretine ve resepsiyona katılmaması üzerine Erdoğan’ın hakkında pek konuşmamayı tercih ettiği ve komutası Bahçeli’ye kalan ‘süreç’ hakkında uyuşmazlıklar, ittifaktaki çatlaklar, sızıntılar yoklanmaya başladı. Bahçeli’nin bu tartışmalara verdiği yanıt ise ‘Başka bir sebep olamaz mı’ oldu. Bu hiçbir şey anlatmayan cevap külliyologlar için tatmin edici değil, elbette kışkırtıcıydı. Kaosu daha da karıştıracak, meseleyi tanınmaz hale getirecek, rivayet muhtelif yanıtlara yeniden zemin hazırlıyordu. Ama çatlama yoktu, o zaman başka kapıya. Basın ve halk bile bile bir girdaptan diğerine yönlendiriliyor ve kimsenin ne olduğunu anlamaması için özel olarak uğraşılıyor bu durumda.
23 yıldır ne yapıp edip iktidarı elinde tutan, ifşa edilen yasa dışı uygulamaların, üzerinden kaydığı teflonsu yapının olağan yollardan yıkılmayacağına kani, öğrenilmiş çaresizliğin doğal sonucu siyasi yapının kendi iç çelişkilerinden yıkılıp dağılmasını beklemektir. Bunun için gazete köşeleri ve televizyon programları söylem farklılıklarından, sessizlik okumalarından dolup taşar. Kim ne söylemek istemiştir, ne mesaj verir didik didik edilir ve hatta öne doğru iteklenmesi gereken taraf bile belirlenir. Şimdi temel mesele Erdoğan’ın koltuğunu kime bırakmaya hazırlandığı ve kimin buna itiraz ederek neleri sızdırdığı, ağzından kaçırdığıdır. Bilal mi kazanır Hakan Fidan mı?
Halk bu siyaset tarzında ancak anketlerde vardır. Sayısız anket şirketi telefonla aradıkları, yüzlerini bile görmedikleri insanların eğilimini tam da yukarıdaki siyaset okuma tarzına uygun, yapılandırılmış sorularla ölçmeye çalışır ve raporlarını yayımlarlar. Birbirleriyle çelişen anket sonuçlarının ortalamasıyla halkın nereye baktığını anlamaya çalışmak da külliyelogluğun halkla ilişkiler yöntemi haline gelmiştir.
AİHM’den, Anayasa Mahkemesinden defalarca salıverilmesi yönünde kararlar iletilen ve buna rağmen neredeyse 9 yıldır içerideki Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilip edilmeyeceğini iç hukuku ve altına imza atılmış uluslararası hukuku tanımadığını daha önce açıkça beyan etmiş Erdoğan’ın bir soruya ‘Yargı karar verecek’ açıklaması değil de Abdulkadir Selvi’nin yazısı bir yanıt olmuşsa külliyelogluğun bir gideri, bir danışıklı dövüş hali var demektir. Çünkü hiçbir sözün, açıklamanın güvenilir olmadığı geriye sadece imge ve simge okumanın kaldığı bir düzen oluştu. Dün sabah gazeteciler İBB davasının bir parçası olarak neden alındı, sanatçılara yasaklı madde kullanımından neden gözaltı uygulandı. Bunların akla yatkın bir yanıtı yoktur. Akla yatkın yanı bir gözdağı vermekse, insanların hayatlarına, mallarına, özgürlüklerine el koymanın bir siyasal refleks haline geldiği günümüzde herkesin bir gün aynı muameleye maruz kalabileceğidir. Halka, sadece bize bakın demektir.
İktidar blokundaki değil halkla iktidar arasındaki çatlaklardan, yarılmalardan ve bunun sokaktaki ifadesinden anlam çıkarmak için göğe değil yere bakmak lazımdır ama yüksek siyasetin tirbülansları hâlâ baş döndürdüğünde tekil olayların peşinden koşmak, bütünlüğü kaybetmek ve kayıp nesneyi ararken kremlinolojiden medet ummak doğaldır.




