2003 yılında Irak Savaşı’nın ilk bombalarını ve 2006’daki Lübnan’daki İsrail-Hizbullah savaşını birlikte izlediğimiz muhabir arkadaşım Mahir Tan, Mavi Marmara gemisinde İsrail komandolarının baskınında üst güvertede asıl çatışmaların olduğu yerdeki iki muhabirden biriydi.
Diğer muhabir geminin basın odasındaki bilgisayar işlerini yapan eski Vakit muhabiri Cevdet Kılıçlar’dı. Cevdet Kılıçlar helikopterin ikinci gelişinde açılan ateşle başından vurularak öldü. Asıl çatışmaları izleyen tek muhabir Mahir Tan kaldı.
İç çamaşırının içinde fotoğraf makinesinden çıkartıp sakladığı hafıza kartını defalarca yapılan aramalara rağmen İsrail’den çıkartmayı başaran Mahir Tan, yaşadıklarını Hürriyet’e şöyle anlattı:
KATLİAMI HELİKOPTER İKİNCİ GELİŞİNDE YAPTI
“Saat 4.30 sıralarında ben orta güvertede geminin burun kısmında oturuyordum. Saat 12’de etrafta İsrail gemileri var diye bir alarm olmuştu. Bu yüzden çoğumuz uyanıktık. Saat 4.30 sularında geminin sağ tarafında bir karartı olduğu farkedildi. Gemidei sağ taraftaki gözcülere bağırarak bir şeyler olduğunu söyledi. Gemiden o tarafa projektör tutuldu ve bot içindeki 15-20 asker net olarak görüldü. Ben elimdeki fotoğraf makinesine 300’lük objektifi taktım ve deklanşöre bastım.
Birkaç dakika geçmeden helikopter sesi duyuldu. Ben hemen üst güverteye çıktım. Elimde ayrıca bir video kamerası ve küçük dijital fotoğraf makinesi daha vardı. Helikopter resimde tespit ettiğim gibi tam bir iniş yapamadı. Kaptan köşkünün üstüne inerken yanlamasına oturdu. Bu durum halatla güverteye inen askerleri etkiledi ve komandolardan biri 5-6 metre kala güverteye düştü. Oradaki gönüllüler onu yaka paça alıp kaptan köşküne soktular. İkinci inen İsrail komandosu da yakalandı ve etkisiz hale getirilerek kaptan köşküne götürüldü. Ellerinden silahlarının alındığını görmedim ama kaptan köşkü civarında birkaç gönüllüyü ellerinde İsrailli askerlerden aldıkları silahlarla gördüm. Eski Amerikalı deniz komandosu beraber canlı kalkan olarak Irak’a gittiğimiz Ken O’Keefe bunlardan biriydi. Bir İsrailli askerden aldığı silahla onu orta güvertede silahla dolaşırken gördüm. İlk helikopterden 5-6 kişi vardı ama aşağıdaki silahsız ama sert direniş üzerine inemediler ve helikopter çekildi.”
CEVDET KILIÇLAR YANIMDA VURULDU
“Yaklaşık 2-3 dakika sonra aynı tür bir helikopter bu kez gemiye ateş açarak geldi. Özellikle üst güverteye yaptığı atış çok yoğundu. Yüzlerce mermi yağdı. Yanımda muhabir Cevdet Kılıçlar bu sırada başından vuruldu. Yere düştü. Yanına gidemedim çünkü üzerimize kurşun yağıyordu. Alt ve üst güverte arasındaki merdivene yattım. Vurulanların acı içinde feryatlarını duydum. En az 5-6 kişi orada öldü veya ağır yaralandı.
Ben merdivenden elimi uzatarak video makinemle bu çatışmayı görüntüledim. Bu sırada etraftaki 40 kadar bottan gemiye makineli tüfeklerle ateş açılmaya başlandı. Botlardan tüfeklerle 5-6 tane ses ve gözyaşartıcı bombalar atıldı. İkinci helikopter çok sayıda üst güverteye asker indirmeyi başardı. Ben yukarda 8-10 asker gördüm. Direnenler üst güverteden aşağıya inmeye başladılar. Bu çatışma toplam 2-3 dakika sürdü. Ben de onlarla beraber aşağı indim. Gönüllüler ölü ve yaralıları aşağı indirmeye başladılar. Yaralılar resepsiyonun olduğu bölüme indirildi. Üst güverte İsrail komandolarına terkedildi. Görevliler “Arkadaşlar direnmeyelim. Çok sayıda ölü var” diye uyarıda bulundular. Yaralı ve ölülerden oluşan en az 10 kişilik bir grup resepsiyon önüne taşındı. Gemi doktorlarının birkaç kişiye kalp masajı yaptıklarını gördüm.
Orta güvertede tanıdığım iki üç yaşlı kişinin botlardan açılan ateşle yaralandığına gördüm. Birisi bacağından birisi göğsünün alt kısmından vurulmuştu.
“Direnmeyin” anonsları yapılırken ben oturma salonuna girdim. Oturma salonlarında bile bazı yaralıları yere yatırmışlar ve doktor ilk müdahalede bulunuyorlardı. Gemide 9 doktor olduğu söylendi ama ben bilmiyorum kaç doktor olduğunu. Buradaki yaralılar arasında üst güvertede bulunmayan 70 yaş üstü 4-5 tane yaralı vardı. Bundan da geminin sadece güverteye değil her tarafına ateş açıldığını anladım.
Çatışmalar 10-15 dakika sürdü. Çatışmalardan sonra yapılan anonslarda “Direnmeyi bırakıyoruz arkadaşlar. Üst kat İsrail askerlerinin elinde.Gemiye İsrail askerleri gelecek fakat salonlara girmeyecekler. Biz tek tek çıkacağız ve İsrail limanına götürüleceğiz” dendi.
ELİMİZDEKİ İKİ İSRAİL ASKERİNİ TESLİM EDECEĞİZ.KESİNLİKLE SALDIRI YAPILMASIN
Orta kat güvertesinin ön tarafında botlardan çıkan İsrail askerlerini gördüm. Sadece içeri bakıyorlardı. İçeri girmediler dışarda beklediler. Bu sırada bir anons daha yapıldı ve dendi ki “Elimizdeki iki İsrail askerini teslim edeceğiz. Kesinlikle saldırı yapılmasın”
İki tane uzun boylu İsrail komandosu yolcuıların arasından geçirilerek ön kapıdan güvertenin ön kısmından güvertede bekleyen İsrail askerlerine teslim edildi. Bazı gönüllüler iki tutuklu İsrail askerine saldırmak istedi ancak çok sıkı koruma altındaydılar. İsrail askerlerine dokundurtmadılar.
RESİMLERİ NASIL KAÇIRDIM
Biz beklemeye başladık. Bu bekleme 20-30 dakika sürdü. Oturma salonundan güverteye açılan kapı açıldı . İsrail askerleri içeri hiç girmediler. Biz tek tek teslim olduk. Bu arada ben video kasetini çıkarttım. Küçük fotoğraf makinesine ait olan hafıza kartını pantolonumun cebine koydum. Esas fotoğrafları çektiğim kartı da külodumun lastikli kuşağının içine sakladım. Video kasedini şeker hastası olduğum için yanımda ilaç torbam vardı. Onun içinde bir ilaç kutusunun içine soktum. Çıkarken üzerimde beyaz bir ceket vardı. Onun cebinde pasaport ve sigaralarım vardı. Çantaların hepsi içerde bırakılacak dendi.
Çantaların içinde gemide bıraktık makineleri. Bunların İsral bize geri verirse video görüntülerime ve diğer çektiğim resimlere kavuşacağım.
Ben dışarı çıkarken askerler bağırdılar ve ceketimi çıkartmamı istediler.”Pasaportunu elinde tut” dediler.
Ceketi bırakıp dışarı çıktım. Hemen geldiler ve çok sıkı beni aradılar. Cebimden küçük hafıza kartınu bulup aldılar. “ İlaç torbasında ne var diye sordular” “İlaçlarım” dedim. “Bizim doktor baksın bu ilaçlara “deyip ilaç torbamı aldılar. Gözümüm önünde tek tek kutulara baktılar ve kutuların içinde video kasetini buldular. “Bu medya bölümüne gidecek” dediler ve alıp götürdüler. Külodumun içindeki hafıza kartını çok sıkı aramalarına rağmen bulamadılar. O kadar sıkı arıyorlardı ki “Bunu da bulurlar” diyordum.
Böyle en az 7-8 kez arandım. Hiçbirinde bulamadılar. İlk defa hafıza kartını İstanbul’da çıkarttım. Hiç bilgisayara ulaşamadığım için çektiğim resimleri ancak Londra’da ilk defa görebildim”
Hiç işkence görmedim. Kimsenin işkenceye uğradığını da görmedim. Gemide limana varana kadar 5-6 saat geçti. Güvertede bağlı olarak 1-2 saat oturduk. Ellerimizi plastik bir kelepçeyle bağladılar. Bu arada helikopter gelip gidiyordu. Pervanesi rüzgarıyla üstümüze denizden su fışkırtıyordu. Soğuktan donduk. Tutuklamanın en kötü kısmı buydu. Bunu belki de bilerek yapıyorlardı.
İsrail askerlerinin davranışı sert ama fiziki şiddet hiç olmadı. Sonra bizi tekrar oturma salonuna aldılar. Limana geldiğimizde hava kararmıştı. Oturma salonunda yiyecek vardı. Kendi yiyeceklerimiz. Bunları alıp İsrailli askerler bize dağıttılar. Onlar bize yiyecek vermediler.
Limanda komandolar “Bizim burada görevimiz bitiyor” diyerek bizi İçişleri bakanlığı görevlilerine teslim ettier. Bize önce sivil memur görüntülü görevliler geldi . Bize “Endişe edilecek birşey yok. Limana çıktıktan sonra kısa bir hüviyet tesbiti yapılacak Sonra istediğiniz yoldan İsrail’i terk edeceksiniz” dendi.
Limana çıkartıldığımızda İsrail deniz polisi, çok saldırgan ve sert davranışlarda bulundu. Hüviyet tesbiti, parmak izi alma gibi işlemler yapıldı. Sonra otobüslere bindirilerek , bir buçuk saat yolculuktan sonra sonradan isminin Beersheeba olduğunu öğrendiğim cezaevine götürüldük. 30’ar 40’ar kişilik koğuşlara konulduk. Cezaevine vardığımızda sabaha karşı saat 2:30’du.
Cezaevinde elma armut gibi şeyler verdiler. İkişer ve dörder kişilik hücreler vardı. Ben dört kişilik hücrede kaldım. Hiçbir zaman dayak olmadı.
CEZAEVİNDE TÜRK MALI SAKA SULARI
Ertesi gün öğlen güzel bir yemek çıktı. Cezaevinde üst kattaki su şişeleri Türk malı SAKA sularıydı. Elçilikten görevliler geldi. Türk konsolosluğundan genç bir kız geldi. Bize 9 kişinin öldüğünü söyledi.
Bunlardan 5’inin Türk olduğunu söyledi. Bu kız gitti bir daha gelmedi. Elçilikten başka kimseyi görnedik. Diğer ülkelerin temsilcileri gelip vatandaşlarıyla görüştü. İngiliz büyükelçiliğinden iki kişi geldi. Biri elçilikten biri konsolosluktan. Türk elçiliğinden bu kadar az kişinin gelmesi tuhafıma gitti.



