Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, PKK’nin artan saldırılarının ardından yaşanan ölümlerle ilgili olarak medyayı suçlamasına, Zaman gazetesi yaptığı haberlerle destek vermiş ve gazetenin bu tutumu eleştirilmişti.
Ekrem Dumanlı, bugünkü değerlendirme yazısında gazetesinin ve Erdoğan’ın pozisyonunu savundu.
PKK’nin sebebi “darbeciler”
PKK’nin sebebi “darbeciler”
Dumanlı, PKK’nin kurulması ve güçlenmesini yazısında şu şekilde niteledi: “PKK terörü başlayalı neredeyse 30 yıl oldu. Güvenliğin en katı uygulandığı 12 Eylül askerî rejimi sırasında PKK diye bir örgütle tanıştı kamuoyu. Darbecilerin en temel insan haklarını hiçe sayarak yaptığı saçmalıklar bazı insanlarımızı devletten kopardı, bu meşum örgüte yakınlaştırdı. O günden bugüne büyük hatalar yapıldı. Bazen teröristle vatandaş birbirinden ayrıştırılamadı, bazen en temel insan hakkı (ana dille konuşma gibi) bir kenara bırakıldı… Neyse ki zaman içinde hükümetler, meseleye daha insanî açılardan baktı, izlenen yanlış politikalardan dersler çıkardı, pozisyon değiştirerek vatandaşı kazanmak için adımlar attı.”
“Stalinist PKK hiç değişmedi”
Hükümetlerin zamanla ders çıkardığını, yani AKP’nin olaylardan öğrendiğini savunan Dumanlı, başkalarının ise 30 senede hiç değişmediklerini öne sürdü. Dumanlı, değişmeyenlerden birinin PKK olduğunu belirterek, “İnsan hakları ve kültürel kazanımlar konusunda bu kadar mesafe alınmışken PKK neden hâlâ Soğuk Savaş döneminden kalma Stalinist metotlara başvuruyor ve demokratik dünyanın asla müsaade edemeyeceği bir metotla nefret oluşturuyor? Çünkü silaha dayalı kavga düzeni örgüt şeflerinin işine geliyor” dedi. Dumanlı’nın “Stalinist metotlar”dan neyi kastettiği ise anlaşılamadı.
TSK’nın da değişmesi ve profesyonelleşmesi gerek
TSK’nın da bu süreçte kendini yenileyemediğini söyleyen Dumanlı, buradan sözü orduda profesyonelleşme tartışmasına getirdi: “Birkaç aylık acemi eğitimiyle 20 yaşındaki çocukları dağ başına göndermek yanlış. Yanaşık düzen eğitiminden süzülmüş gencecik çocukların vur-kaç taktiği ile her türlü hıyaneti göze alan teröristlerle savaşması mümkün değil. Gerilla yöntemleri ile pusu kurup saldırı düzenleyen bir örgütle böyle mücadele edilmez. 30 yıldır TSK’nın yeni ve modern bir usule başvurmaması kabul edilemez.”
Baş sorumlu: Medya
Dumanlı, “Değişmeyenler listesinin en başına medyayı yazmak gerekiyor aslında” diyerek medyaya yüklendi. Dumanlı şunları yazdı: “Herkesten değişim talebinde bulunan ve herkesi suçlamayı maharet sayan medya, terörün haberleştirilmesi mevzuunda bir arpa boyu yol alabilmiş değil. Yani, 30 yıl önceki hamaset ve hamakat neyse, o aynen devam ediyor. Terör eylemi sonucunda şehit düşen askerlerimiz, şehit yakınlarının yüreklerimizi dağlayan çığlıkları, toplumda infial oluşturacak fotoğraflar, vatandaşı karşı karşıya getirebilecek üslupla yazılan kışkırtıcı metinler, ruh sağlığımızı yerle bir edecek görüntüler. Sık sık filozof havasında dile getirilen ’30 yılda devlet hiç ders almadı’ sözü karşısında biri çıksa ve ‘Pardon! 30 yılda medya nasıl bir ders aldı bunca yaşananlardan?’ dese medyanın söyleyecek tek kelimesi yok.”
Önce kendi gazetene bak Dumanlı!
Dumanlı’nın sözleri, akla Zaman gazetesinin “çığlıklar, fotoğraflar, acılar, dualar”la dolu “şehit cenazesi” haberlerini getirdi. Kapsamlı bir arama dahi yapmadan, gazetede çıkan son “şehit cenazesi” haberine baktığımızda şu ifadeleri görüyoruz: “…Kürtçe ağıtlar yakarak gözyaşlarına boğulan şehit jandarma er Süleyman Akan’ın annesi Esmer…”, “Şehidin yakınları köy meydanına inen helikoptere ağlayarak koşarken, askerler teselli edip geri gönderdi”, “Şehidin bayrağa sarılı tabutu tören alanına getirilince şehit yakınları tabuta sarılarak gözyaşlarına boğuldu. Bu sırada şehidin 2 yaşındaki kızı Özge’nin babasının tabutuna elini sürmesi ise yürekleri yaktı”, “Tören boyunca Kürtçe ağıtlar devam etti”…
Araştırmacı gazetecilik çağrısı
Dumanlı, medyayı araştırmacı gazeteciliğe çağırırken, “hükümeti değil diğerlerini araştırın dedi: “Terör eylemlerinden hareketle siyaset mühendisliği yapmaya yeltenmek kolay, sıkıysa olayın sorumlularını araştır ki gazetecilik yaptığın anlaşılsın. Kimdir görevini ihmal eden, istihbarat bilgilerini değerlendiremeyen, gerekli tedbirleri almayan? Bunu sor önce. Sivilse sivil, askerse asker, istihbaratçıysa istihbaratçı; sorumlu kimse hesap sor ki bir daha yürekler dağlanmasın! Olayların perde arkasına dair iki satır yazmayan gazetelerin ya da hadiselerde ihmal ya da kusuru bulunanlara dair tek kare görüntü yayınlamayanların her terör eyleminin faturasını sadece siyasete kesmeleri ne kadar inandırıcı? Tabii ki siyasetçiden de hesap sormak gerekiyor, tabii ki hükümet de halka hesap vermek zorunda. Zaten sandıkta hesap veriyor hükümetler, partiler. Peki ya diğer ilgililer? Askeriyle, polisiyle, mülki amiriyle, eğitim camiasıyla herkesin payına düşen bir sorumluluk alanı yok mu? Özellikle de medyanın sorumluluk alanı, bütün sorumlu parçaları etkileyecek bir ağırlık taşımıyor mu?”
Dumanlı, yazısını şu ifadelerle bitirdi: “Şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmak, kalıcı düşmanlıklar devşirmek, şehit ailelerinin çığlıklarından reyting elde etmeye teşebbüs etmek gazetecilik ilkelerini hiçe saymak olduğu gibi, teröristlere de -istemeden de olsa- hizmet etmek demektir.”
SOL



