Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Altan arasında yaşanan gerginlik konusunda dinci yazarlar çok net yazılar kaleme aldı. Erdoğan’ın arkasında saf tutan ve liberallere “gidecek başka yeriniz yok” çağrısı yapan dinci yazarlar, liberalizm dersleri vermekten, liberallerin “kirli çamaşırlarını” ortalığa sermeye kadar çeşitli yöntemler izlemekten de kaçınmadılar.
Erdoğan’ın son dönemdeki çıkışlarını eleştiren “Erdoğan ve Kof Kabadayılık” başlıklı bir yazı kaleme alan Altan’a, Başbakan Erdoğan tarafından geçtiğimiz hafta manevi tazminat davası açılmıştı. Başbakan Erdoğan’ın bu tutumu liberalleri savunma konumuna iterken, muhafazakar çevrelerden gelen yazarlar, liberalleri “terbiye etmeyi” ihmal etmedi.
“AKP’nin liberallere ihtiyacı yok ama…”
25 Ocak’ta yayımlanan “Liberallerin Kızılelma’sı var mı?” başlıklı yazısına “Muhafazakâr demokratlarla liberal demokratlar arasına giren soğukluk, bir ayrışmanın başlangıcı mı?” sorusunu sorarak başlayan Zaman yazarı Mümtazer Türköne, bu soruya şöyle cevap verdi:
“Hiç sanmıyorum. Sebep, iki tarafın ortak paydasını teşkil eden ‘demokrasi’nin, böyle bir lüksü kaldıramayacak kadar hassas durumda bulunması. Liberalizm Türkiye’de hiçbir zaman kitlesel bir siyasî tutuma dönüşemedi. Galiba hiçbir zaman da bir halk tabanı bulamayacak.”
“Liberalizmin kitlesel bir siyasete dönüşememesinin sebebi, toplumu seferber etme yeteneğinin olmaması. Liberallerin bir Kızılelma’sı yok. AK Parti’nin ise var” diyen Türköne, AKP-liberaller arasındaki ilişkinin doğasını ve gelinen son noktayı şöyle anlattı:
“Liberaller, muhafazakârlarla aynı yerde saf tutmak zorundalar. Türkiye normalleşene kadar başka çareleri yok. Liberallerin AK Parti hükümetine verdikleri destek geçmişte kritik bir destek idi. (…) Siyasetin reel şartları bugün farklı. AK Parti’nin liberallere ihtiyacı yok. Üstelik seçim var. (…) O zaman liberal-muhafazakâr gerilimi bir yol ayırımı değil, geçici bir savrulmadan ibaret. Liberaller için tek çare: ‘Durmak yok, yola devam’.”
“Bizim sayemizde meşrulaştınız”
“Senin ontolojin sana, benimki bana” başlıklı çok net bir yazı aleme alan Zaman Yazarı A. Turan Alkan, liberaller ile aralarında her zaman büyük mesafeler olduğunu yazdı. Liberallerin “demokratik hürriyetlerin ve standartların savunulması mücadelesine” kendi doktriner prensipleri gereği destek verdiğini yazan A. Turan Alkan “Liberal fikriyatın bütün üstadları, esasta hümanist, yani, fevkalbeşer inanışın rehberliğini kabul etmeyen fakat bununla birlikte bu gibi inançlara husûmet beslemeyen bir dünya görüşünü savunmuşlardı. Ezcümle liberalizm, temelinde seküler bir doktrin” dedi.
Yazısının devamında daha net bir şekilde liberalleri karşısına lan Alkan, “Halen içinde yaşadığımız bir dizi saçmalık yüzünden liberallerle dindarların, muhafazakârların yolu kesişti. Dindarlar Türkiye’de, anlaşılır birtakım sebeplerden ötürü özgüvenlerini kaybedince, doktriner erdem icabı dindarların makul taleplerini destekleyen liberallerde bir nevi meşrûiyet buldu; buna mukabil liberaller de, muhafazakâr ve dindarlara verdikleri stratejik destekle toplumun derinliklerinde bir başka türden meşrûluk, hatta sempati kazandılar” dedi
“Herkes kendisine baksın”
Zaman’ın bir diğer ağır topu ve Cemaat’in en etkili kalemlerinden biri olan Hüseyin Gülerce de liberalleri, AKP’yi eleştirmeyi bırakmaya çağırdı. “AK Parti: Bir yanda liberaller, bir yanda seçmen…” başlıklı yazısına “Liberal ve demokrat yazarlardan, çevrelerden AK Parti’ye yönelik bir eleştiri furyası var” diyerek başlayan Gülerce, yazısının devamında şu ifadelere yer verdi:
AK Parti’nin samimiyetini sorgulamayı artık bırakmalıyız. AK Parti’den bir Anavatan Partisi yanlışlığı beklenmemeli. İçinden geçtiğimiz süreç, hepimize Hanya’yı, Konya’yı gösterdi. Demokratikleşme inkıtaa uğrarsa, çelmelenirse, vesayetin, bütün hiddetiyle geri döneceğini herkes biliyor. (…) Demokrasi imtihanına sadece muhafazakârları sokmak hem insafsızlıktır, hem de haksızlıktır. Önce herkesin kendisine, “biz ne kadar demokratız” diye sorması gerekiyor. Herkes kapısının önünü temizlerse, sokaklar o zaman temiz olur…
Gerici medyanın uyanığı Arseven
AKP’nin arkasında hep birlikte saf tutarken Gülay Göktürk’ün “sübyancılık” ile ilgili görüşlerini görmezden gelebilen Yeni Akit yazarı Serdar Arseven, AKP ile liberallerin arası açılınca bu “ayrıntıyı” hatırlayıverdi. Göktürk’ün 2002 ve 2008’de kaleme aldığı iki yazıda sübyancılığı savunması karşısında hatrı sayılır bir ses çıkartmayan muhafazakar kesimlerin yaşanan son tartışmaların ardından bu yazıları hatırlaması dikkat çekti. Arseven, “Gülay Göktürk… Liberal… Sübyancı hakkı!..” başlıklı dünkü yazısında bu tartışmayı şöye hatırlattı:
“ Beyaz TV’deki “Yüksek Gerilim” adlı programda Prof.Dr. Özcan Yeniçeri, AK Parti’ye düne kadar destek veren liberallerin nihayet “gerçeği” gördüklerini söyleyince…Liberallere fazla bel bağlamamasını tavsiye ettik… Ve AK Parti’ye son zamanlarda en fazla yüklenen “liberallerden” Gülay Göktürk’ün bir yazısına dikkat çektik…”
Bunun ardından Göktürk’ün 2002’de kaleme aldığı yazıyı alıntılayan Arseven, AKP’yi savunmak konusunda ne kadar mahir olduğunu da göstermiş oldu.
“Böyle liberal mi olur!”
Yıllardır AKP’nin her icraatına alkış tutan liberalleri bu kimlikleriyle kabul eden muhafazakarlar, yaşanan son tartışmadan sonra liberallerin liberalliğini de tartışmaya açtı. Bugün yazarı Vedat Bilgin, 24 Ocak’ta yayımlanan “Bir liberal tiplemesi” başlıklı yazıya “Son zamanlarda kendilerine liberal denilen ama neden liberal diye isimlendirildiği pek anlaşılmayan bazı çevrelerden ve kişilerden, özellikle Başbakanı hedef alan suçlamalar gelmektedir” diyerek başladı. Bu eleştirilerden rahatsız olduğu anlaşılan Bilgin, “Bizim her ne hikmetse kendilerini liberal zanneden veya öyle adlandırılan çevrelerimizin çoğunda yer alan kimselerin liberallikleri oldukça sorunludur. Bunların önemli bir kısmının liberalizmle hiçbir bakımdan, kendilerinin de farkında olamayacakları şekilde politik ve ideolojik olarak ilişkileri yoktur” dedi. Din referanslı siyasetten rahatsız olmanın “bırakınız liberalizmi demokrasinin ‘d’sine” bile aykırı olduğunu savunan Bilgin, “Yukarda bahsettiğim eleştirileri yapanlar liberalizmden uzak oldukları gibi milliyetçilik ve muhafazakârlık kavramlarını da ancak tutuculuk ve ırkçılık düzeyinde anlamaktadırlar” dedi.
“Liberal de kim?”
Radikal yazarı Akif Beki de tartışmaya katıldı. Liberal teriminin Türkiye’de belli bir kesimi ifade etmediğini savunan Beki, “Bir ‘liberaller’ edebiyatıdır tutturulmuş gidiyor. AK Parti’yle kurdukları farz edilen ittifak, gelip gitmelerden çatırdaya çatırdaya helak oldu” dedi. Liberaller diye anılacak bir grubun olmadığını söyleyen Beki, “Yani mesele devleti küçültmekten, tam şeffaflık ve sivil kontrolü sağlamaktan yana olanların meselesi midir?” diye sorarak tüm tartışmayı bu eksene sıkıştırdıktan sonra AK’nin bu konularda iyi işler yaptığını anlatarak yazısını bitirdi.
Komplocular da görev başında
“Liberalleri düşman etmek istiyorlar” başlıklı bir yazı kaleme alan Yeni Akit yazarı Ersoy Dede liberallerin oyuna geldiğini savundu ve “Bana lütfen söyleyin, en sancılı dönemleri hatırlayın lütfen. Bir anda, bir hafta içinde üç bomba tartışmanın birden kamuoyu önüne atıldığı bir dönem yaşandı mı hiç? (…) Galeri baskını, Allianoi meselesi falan hep bu çetenin ürünü.. Taraf da her fırsatta düşüyor bu tuzağa. Tek tek saymayacağım burada” dedi.
Liberaller savunmada
Muhafazakar kesimlerden ardı ardına sert yazılar gelirken liberal kalemler savunmaya çekilmeyi uygun gördü. Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı yazdığı yazılarda AKP ile liberallerin arasının açılamayacağını savundu. Yasemin Çongar, muhafazakar yazarları suçlamayı tercih etti. Erdoğan’ın muhafazakar kalemlere inanıp meseleyi liberallerin meselesi gibi algılamasının büyük kayıp olacağını savunan Çongar, Erdoğan’ı değil muhafazakar kesimleri karşıya alma yoluna gitti.
Bu konuda en dikkat çekici yazılardan birini Hürriyet yazarı Hadi Uluengin yazdı. Erdoğan’ın açıktan saldırısı ve muhafazakarların aşağılamalarını önemsemediği görülen Uluegin, “ulusalcıları ve Kemalistleri” eleştirmeyi seçti.
Sol



