AKP emekliye zamda “bütçe disiplini” bahanesini kullansa da 2025’te borç stoku devasa arttı, faiz 2 trilyonu aştı. Emeklilerin “yükü” borcun binde 5’i bile değil. Ekonomi gazetecisi Ekinci ‘‘Artış hızı korkutucu’’ diyor.
Melisa AY
Emekli aylıklarında sefalet artışı tartışmaları sürerken ülkenin borç stoku dikkati çeken hızla artmaya devam ediyor. Bu dönemlerini onurlu bir dinlenme ile geçirmesi gereken emekliler AKP tarafından sık sık “Hazine’ye yük” ve “bütçe disiplini bozucu” gibi tanımlamalarla hedefe konuyor.
En düşük emekli aylığını 20 bin lira seviyesine çekecek kanun teklifi Meclis‘te adeta beklemeye alındı. Yarın Genel Kurul’da oylanması beklenen aylıklar için geçen hafta teklif veren AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, dipte eşitlenecek emekli sayısının artacağını duyururken “Bütçe disiplinini bozmadan bu imkanı geliştirmeye çalıştık. Yeterli miydi? Elbette yeterli değildir ama ekonomimizin ve bütçemizin imkanları sonuna kadar zorlanmıştır, kaynak üretimi noktasında büyük uğraşlar verilmiştir” diye konuşmuştu.
2025’i 16 bin 881 lira seviyesinde bitiren en düşük aylıktan ödeme alanların sayısı 4 milyondan biraz fazlaydı. Kök aylığı düşük olduğu ya da sefalet ücretlerine mecbur edildiği için son artışla en düşük aylık alacak emekli sayısı 4 milyon 917 bin kişiyi geçecek. 16 milyon emeklinin 4’te birlik kısmını dahi aşan bu kişiler için Hazine’den SGK’ye aktarılacak tutar da yine “yük” olarak adlandırılıyor.
20 bin liralık aylıklar için 6 aylık dönede Hazine’den SGK’ye 69,5 milyar liralık fark aktarılması bekleniyor. Bu tutar, 2025 yılı 11 aylık merkezi yönetim borç stoku yalnızca binde 5’ine denk geliyor. Hazine’nin 2025 Kasım itibarıyla borç stoku 13,32 trilyon lira olurken emekliler için ayrılması gereken tutar başka bir deyişle bu tutarın yüzde 0,52’sine denk geliyor.
Kamunun borç stoku, 2025 Ocak’ta 9,58 trilyon lirayken 11 ayda 4 trilyonu aşan artış kaydetti. 2025 için faiz ödemeleri 2 trilyonu aşarken “yük” denilen SGK’ye emekli aylığı transferi bu tutarın yaklaşık yüzde 3,5’ine denk geliyor.
***
BORÇ ARTIŞI KORKUTUCU BOYUTTA
Ekonomi Gazetecisi İbrahim Ekinci
Borç stokunda dikkat çeken birkaç nokta var. Birincisi artış hızı… Bu stok 2018 öncesi, yani “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denen şey başlamadan önce 1 trilyonun altındaydı. 2017 sonu itibariyle 876,5 milyar liraydı. Ondan sonra artışı hızlandı. 2018’de 1,1 trilyona geldi. 2021’de 2,7 trilyon oldu. 2022’de 4 trilyonu geçti. 2023’te 6,7 trilyonu, 2024’te 9,3 trilyonu geçti. 2025 patlama yılı gibi… 13,3 trilyona ulaştı. 2025’te stoktaki artış bir yılda 4,1 trilyon! Aralık rakamı eklendiğinde 4,5 trilyona yakın bir rakam göreceğiz. 2017 öncesinde yıllık artışlar şimdi aydan aya gerçekleşmeye başladı. Mesela 2025 yılı aylık artış ortalaması 370 milyar! Hükümet, sürekli “Bizde borç stokunun milli hasılaya oranı düşük” diye teselli satıyor ama artış hızı korkutucu…
FAİZ YÜKÜMLÜLÜĞÜ MEB BÜTÇESİ KADAR
İkincisi ve daha önemlisi faiz ödemeleri… Bu borç hızlı büyüdükçe faiz yükü de artıyor. Kaynak tartışması yapıyoruz ama kaynağın kaymağı faize gidiyor. 2003 yılında kamunun borç ödemelerinde her 100 liranın 33,5 lirası faize gidiyordu. Şimdi her 100 liranın 58 lirası faize gidiyor. Yüzde 58 oranı dış ve iç borç toplamında geçerli. Sadece iç borçlardan bakınca yüzde 60’ı da geçiyor. Bu faiz borcunu karşılamak için de borçlanma gerekiyor. 2025 yılı bütçe gerçekleşmelerinin aralık rakamı henüz açıklanmadı. 11 ayın faiz gideri 1 trilyon 935 milyar lira. Bu muhtemelen 2 trilyonu geçecektir. 2026 için öngörü 2,7 trilyon. Bu rakam MEB bütçesi ile aynı. Verilere bakılırsa faiz ödemeleri 2023 itibariyle ana parayı geçmiş. Artarak devam ediyor.
Üçüncü önemli nokta… Bütçe açığı borçlanılarak kapatılıyor. Borçlanmak haliyle faiz yükü demek. Faiz yükü ama istikrarlı, hukuksal açıdan güvenilir, sistemi çalışan ülkeler daha düşük faizlerle borçlanabiliyorken Türkiye, dünya şampiyonu faizlerle borçlanıyor. Faiz yükünü şişiren bu. 10 yıllık tahvil satıyor Hazine, yüzde 30 civarında faizden! Bu faiz dünyada yok. Dışarıdan borçlanırken CDS’i yüksek, dövize yüzde 5-6-7 faiz veriyor. Neden? Türkiye hazinesine borç verenlerin güveni yok. Riski yüksek faizle ödünlüyorlar.
Dördüncü dikkat çeken şu: Türkiye tarihinin en yüksek faiz ödemeleri, tarihimizin faize “en karşı” hükümeti döneminde gerçekleşiyor.




