Fil olayı: İslâm öncesi Arap kaynaklarında Ebrehe(Habeşçe İbrahim) adlı bir komutanın, fillerden oluşan ordusuyla Habeşistan’dan Mekke’ye doğru harekete geçtiği ve Kabe’ye saldırdığı rivayetleri vardır. Buna göre Ebrehe Habeşistan’ın Yemen valisiydi. Yemen’de yönetimi ele geçirmiş ve Habeşistan’a vergi ödemek karşılığında kendisinin Yemen valiliğini kabul ettirmişti. İran-Bizans rekabeti bütün hızıyla devam ediyordu. Ebrehe, Bizans’ın kışkırtmalarına rağmen MS. 540’ta yeniden alevlenen Bizans-İran savaşlarına katılmadı. Yemen’in başkenti San’a’da büyük bir kilise yaptırarak Hıristiyanlığın hamiliğine soyundu. Mekke’deki Kabe’yi yıkarak hacıları kendi yaptırdığı San’a’daki kiliseye çekmek istiyordu. MS. 570’lerde Arap’ların İran saflarına geçmesini fırsat bilerek Mekke üzerine yürüdü. Çok sayıda filden oluşan ordusuyla Kabe’yi yıkmak istediyse de başarılı olamadı. Ordusu perişan bir vaziyette dağıldı. Çünkü kırlangıç sürülerinin istilâsına uğramışlardı. (R. İ. Eliaçık, Nüzul Sırasına Göre Yaşayan Kur’an, Türkçe Meal/Tefsir, İnşa Yayınları, 2008/İstanbul).
Yukarıdaki rivayete göre Ebrehe’yi ve yapmak istediklerini analiz ettiğimizde şunları görüyoruz; Ebrehe plâncı, tuzakçı, hileci, şantajcı, dayatmacı, fırsatçı karaktere sahip bir kişi. Ayrıca başka bir ülkenin kazanç ve kaynaklarına göz dikmiş, o gelir kaynaklarını, kurduğu çok güçlü bir orduyla ele geçirmeye kalkışan, emperyalist bir vali. Buna uygun olarak acımasız, kurnaz, darbeci, kaypak, hegemonyacı bir politikacı ve devlet adamı.
Yukarıdaki rivayet ve analiz Kur’an’daki Fil Suresi bağlamında yapılmıştır. Surede, zalim bir vali ile ordusunun yaptıkları ve başlarına gelenler, vahyin dili ile şöyle anlatılıyor. “Görmedin mi, Rabb’in fil sahiplerini/fil ordusunu nasıl yaptı? Onların hile ve tuzaklarını başlarına geçirmedi mi? Üzerlerine sürülerle kuşlar saldı. Onlara kızgın sert taşlar atıyorlardı. Onları yenilmiş ekin gibi, paramparça edip dağıttı.” (Fil 105/1-5) Bu bağlamda Fil suresi çok önemli tarihi bir olaya ışık tutarken, İslâm Dini’nin evrenselliği içinde Müslümanlara büyük bir cesaret veriyor. Fil Olayı meydana geldiği zamanki insanlar için bir ibret/ders, olduğu gibi, bütün zamanlar için de aynı değeri taşımaktadır. Bu anlamda, tarihteki fil sahiplerinin çocukları bugün de var. Ve oldukça da güçlüler. Hatta, çağdaş fil sahipleri o kadar güçlüler ki, kendileri ile kıyas edilebilecek başka herhangi bir beşeri güçten söz etmek bile mümkün değildir.
Kimdir bu çağdaş fil sahipleri? Aslında onları çoğumuz tanıyoruz, ama daha yakından tanımak için, açıkça gözler önüne sermekte yarar var. Bunun için, çağdaş fil sahiplerinin, Ebrehe ile olan ortak özelliklerini hatırlayalım. Ebrehe, başkasının kaynaklarında gözü olan zalim bir emperyalistti. Şimdi bakalım; ABD Irak’ı ne için işgal etti? Sovyetler Birliği Afganistan’ı ne için işgal etmek istedi?
Batılı ittifakın ortak askeri gücü(ne yazık ki ülkemiz de bunun içinde) Nato ve hepsinin gizli istihbarat örgütleri neden Afganistan’ı işgal etmeye, Pakistan’ı parçalamaya ve İran’ın gelişmesini durdurmaya çalışıyorlar? Ve bunlara bağlı olarak çeşitli ülkelerdeki holdingler başka holdinglerle, bankalar başka bankalarla ve yeni ortaklar, diğer ülkelerin holdingleri ve bankaları ile ne için birleşiyorlar? Büyüklerin küçükleri satın alarak devasa büyüklükteki tröstleşmeler neden?
Bunların hepsinin tek cevabı var; başkalarına ait bütün kaynaklara daha kolay ve çabuk sahip olmak… Kökten ya da sömürerek.
Emperyalistler, başka ülkeleri ya işgal ederek ya da orayı sömürge haline getirerek kaynaklarını ele geçirirler. Tarihin her döneminde bu böyle olduğu gibi, günümüzde de farklı değil, sadece kullanılan araçlar değişik. Bu nedenle, “Görmedin mi, Rabb’in fil sahiplerini nasıl yaptı?” ayetinden, sadece o günkü fil sahiplerinin/fil ordusunun sonlarının görülmesi/öğrenmesi anlaşılmamalıdır. Bununla birlikte, günümüzün fil sahipleri de, filler yerine kullandıkları araç ve silahları da iyice görülmeli ve tanınmalı ki, alemlerin Rabbi Allah’ın “Görmedin mi?” sorusuna doğru cevap verilebilsin. Ayrıca, “Görmedin mi?” sorusundaki “raye” kelimesinin kök anlamından hareketle soru, “bu olay üzerinden bir rey/görüş oluşturmadın mı?” olarak da anlaşılabilir. (Raye: Görmek. İnanmak. Sonunu düşünmek. Bilmek. Düş görmek. İnanç. Görüş. Akıl. Tedbir. Güzel ve parlak görünüş. İbret, öğüt almaya sevk eden düşünme. Görüleni, görülebilir olanı idrak etmek)
Evet, çağdaş fil sahiplerinin kullandıkları bazı araçları gözümüzün önüne getirmeye çalışalım: endüstriyel ve dijital elektronik cihazlarla donatılmış, çok çeşitli silahlarla birlikte ülkelerindeki tağuti yöneticiler, ordular, her türlü medya organları, sinema ve internet ortamları ile şirk ekonomisini ayakta tutan tröstler, holdingler, bankalar, sömürgeci sermayedarlar; zulme hizmet eden ve onları destekleyen eğitim materyalleri ve kurumları, çeşitli siyasal örgütler, sivil toplum kuruluşları ve bazı dinsel kişi ve gruplar… Bu bağlamda misyoner ruhban ve efendilerin(rabler demektir), çağdaş fil sahiplerinin en kuvvetli silahları olduğu özellikle bilinmelidir. Çeşitli ülkelerdeki kapitalistlerin çıkarları için bu tür insanlar, her yerde yoğun bir etkinlik içindedirler. Birçok yerde Hak Din karşısındaki batıl dinleri ve halkı Müslüman olan ülkelerdeki seküler rejimleri ayakta tutan bunlardır.
Hiç bir zaman unutulmamalı ki, aç gözlü kapitalistler, Allah’ın yeryüzüne yaydığı rızıkların hepsinin kendilerinin olmasını, bütün insanların kendilerine hizmet/kölelik etmelerini isterler. Bunu da genellikle başarırlar. Çünkü gerçek anlamda Müslüman olmayan insanlar, özgürlük, eşitlik, adalet ve haklarının bilincinde olup onu aramak nedir bilmezler. Buna ek olarak emperyalistlerin yukarıda saymaya çalıştığımız araçları da eklenince, zalimlere kolayca boyun eğerler. Bütün ömürleri esaret ve zillet içinde geçer de hiç farkında olmazlar. Hatta yeri geldiğinde özgürlüğün, barış ve adaletin tellallığını bile yaparlar. Böyle insanların anladıkları, kapitalistlerin ürettiği sistemleri kutsamak ve ürünlerini tüketmekten başka bir şey değildir.
Allah(c.c.) çağdaş fil sahiplerini de yenilmiş ekin gibi çerçöp eder, bu Müslümanların gayretine bağlıdır. Gerçekten Allah’a güvenip, tamamen ona yönelerek gerekli eylem yerine getirilirse, Allah sürülerle kuşlarını gene gönderir. Otuz sene önce Afganistan’da zalim Rus karargâhını zehirli yılanların sardığı, Tabas çölünde Amerikan savaş uçaklarının çöllere döküldüğü gibi…
Mavi Marmara gemisine saldıran çağdaş fil sahipleri dokuz canımızı alarak onları şehit ettiler. Bilindiği gibi, bu olaydan sonra dünyanın Filistin ve Gazze’ nin durumuna bakışı değişti. Önce Gazze’deki ablukanın sonra da işgalin kalkması için dünyanın her yerinden ciddi anlamda söz ve eylemlere şahit olduk aynı durum güncelliğini koruyor. Bugünlerde değişik ülkelerden Gazze’ye yardım gemileri hazırlanıp gönderiliyor. “İslami Direniş Hareketi (Hamas) Siyasi Birimi üyesi Dr. Mahmud Ez-Zehhar, bir buçuk milyondan fazla insanın yaşadığı Gazze’ye uygulanan kuşatmayı kırmak için yardım gemilerinin yola çıkmaya devam edeceğini açıkladı. Hamas lideri, birçok Körfez ülkesinin iki ay içerisinde Gazze Limanı’na yardım gemisi gönderme niyetinde olduğunu söyledi.” (adilmedya.com, 29.06.2010). Gazze’li Müslümanların, çağdaş fil sahiplerinin en zalimine karşı gösterdikleri direnişin ve Mavi Marmara şehitlerinin bunda büyük bir payı var. Bu anlamda Allah’ın yardımı, nişanlı melekleri ve zebanileri konusundaki ayetleri burada hatırlamak yerinde olur, diye düşünüyorum… (Âl-i İmran 3/123-127; Enfal 8/9-13, 42-44; 96/18)
İmam Humeyni’nin, “Yeryüzünde Filistinlilerden başka Müslüman halklar, topluluklar ve ülkeler olmasaydı, belki de Allah siyonist İsraillileri helak ederdi” ve Fransa’dan Ülkesine gelmek üzereyken, özellikle o zamanki süper güçleri ve bütün batılı kapitalist dünyayı kast ederek, “Biz, Allah’ın ipine sımsıkı sarılırsak, onlar bir halt edemezler.” dediğini hatırlıyorum.
Bilge Lider Aliya, SDA’nın Genel Kurulu’ndaki veda konuşmasında, ” Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum.” dedikten sonra şunları söylemişti: “Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. …Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.” (adilmedya.com, 26.06.2010)
Sonuç olarak, başka bir açıdan fil-kuş ilişkisine değinmek istiyorum: Fil suresinde, ilginç ve önemli bir kıyaslama esprisinin bulunduğunu düşünüyorum. Kuvvetli ve zalimlerin savaş araçları filler… Zayıf ve mazlumlarınki ise kuşlar… Bu hayvanlar aslında sahiplerinin de sembolleridir.
Filler bastığı yeri ezen, ağır ve güçlü hayvanlardır. Ayrıca ‘fil’ kelimesi bilinen hayvan adı olmaktan başka, ‘düşüncesi, görüşü zayıf’ anlamı da taşır. Fil kelimesi ‘recul/adam’ kelimesi ile birlikte kullanıldığında; ‘reculun fiil erraye/düşüncesi, görüşü zayıf adam’ demek olur.
Gerçek şu ki, düşüncesi ve görüşü zayıf olanlar kaba saba insanlardır. File yakın diğer bir hayvan da eşektir ve ikisinin birlikte resimleriyle kimleri temsil ettiklerini herkes bilir.
‘Tayren’ kelimesinin “uçan varlıklar, kuşlar” anlamlarından başka, “iyi, uğurlu, keskin yürekli, hızlı yayılan, canlı ve hareketli” gibi anlamlarını da düşünerek “tayren ebabil” sözünü, “iyi, uğurlu, keskin yürekli, hızlı yayılan, canlı ve hareketli bir topluluk(fırka, bölük) olarak da anlayabiliriz. Buna uygun olarak kırlangıç, güvercin ve bülbül/ebabil kuşları olumluyu, inceliği, zarafeti, anlamlıyı,barışı, iletişimi, kaba kuvvet yerine söz ve düşünceyi, konukluğu, hicreti ve gerçekten gerektiğinde namuslu bir şekilde savaşmayı temsil ederler. Müslümanlar zayıf da kalsalar, onlara yakışan da bunlardır. Yesrib işte bunlarla fethedildi ve orası “Medineyi münevvere/Din ile aydınlanmış” belde, Medine oldu.
Kırlangıçlar elbet bir gün, filleri paramparça edip tanesi yenmiş buğday kabuğu kırıntıları haline getireceklerdir. Başka bir ifadeyle, sağlam ve doğru düşünce, kaba kuvveti, bir gün mutlaka darmadağınık eder; yenilmiş ekin çer-çöpü gibi…
