• Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
    • Yaşam
    • Türkiye
    • Dünya
  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
    • Belgesel & Film
    • Eylem & Etkinlik
    • Fotoğraf & Karikatür
    • Kitap & Dergi
    • Müzik & Video
Adil Medya
  • Şubat 9, 2026
  • Yayın İlkeleri
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Güncel
  • Sağlık
  • Sağlık
Adil Medya
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
      Atatürk’ün Cumhuriyeti

      Atatürk’ün Cumhuriyeti

      CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Adıyaman'da yapılan eyleme katıldı

      CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Adıyaman'da yapılan eyleme katıldı

      CHP çok iyi bir şey yaptı

      CHP çok iyi bir şey yaptı

      Halkın gündemi Saray’ı panikletti

      Halkın gündemi Saray’ı panikletti

    • Yaşam
      Markov Zinciri İle Geleceği Bugünden Nasıl Hesaplarız?

      Markov Zinciri İle Geleceği Bugünden Nasıl Hesaplarız?

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Zihinsel yorgunluk ve bedensel sinyaller: Düşünceler neden durmaz?

      Zihinsel yorgunluk ve bedensel sinyaller: Düşünceler neden durmaz?

      Gündelik imhalar, filler, saçlar, suçlar

      Gündelik imhalar, filler, saçlar, suçlar

    • Türkiye
      6 Şubat'ta enkazda kızının elini bırakmayan baba konuştu: Tarif edilecek gibi değil, bu acı hiç dinmiyor

      6 Şubat'ta enkazda kızının elini bırakmayan baba konuştu: Tarif edilecek gibi değil, bu acı hiç dinmiyor

      İstanbul Depremi Kapıdayken Dayanışma Arama Kurtarma ve Toplumsal Örgütlenme Çağrısı

      İstanbul Depremi Kapıdayken Dayanışma Arama Kurtarma ve Toplumsal Örgütlenme Çağrısı

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Beton var, yaşam yok

      Beton var, yaşam yok

    • Dünya
      Jeffrey Epstein: İstismar, imparatorluk ve kapitalizm

      Jeffrey Epstein: İstismar, imparatorluk ve kapitalizm

      Epstein’in kapitalizmi; kapitalizmin Epsteinleri!

      Epstein’in kapitalizmi; kapitalizmin Epsteinleri!

      Dünya çapında cezasızlık: Epstein dosyaları

      Dünya çapında cezasızlık: Epstein dosyaları

      Haklar ihlal edilmiyor, iptal ediliyor

      Haklar ihlal edilmiyor, iptal ediliyor

  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
      Cehalet Kavramı ve İncelenmesi

      Cehalet Kavramı ve İncelenmesi

      Atatürk’ün Cumhuriyeti

      Atatürk’ün Cumhuriyeti

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

      Epstein Vakası ve Sınıfsal Cezasızlık

      Epstein Vakası ve Sınıfsal Cezasızlık

    • Belgesel & Film
      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

    • Eylem & Etkinlik
      Üçüncü Dünya Savaşı

      Üçüncü Dünya Savaşı

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

    • Fotoğraf & Karikatür
      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      Metafor

      Metafor

      Günün karikatürü

      Günün karikatürü

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

    • Kitap & Dergi
      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitapların yalnızlığı

      Kitapların yalnızlığı

    • Müzik & Video
      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

H.Anıl Aslan

H.Anıl Aslan

Cehalet Kavramı ve İncelenmesi

Şubat 7, 2026 Fikir & Yazı, Yazılar 0 comments

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

Cehalet (bilgisizlik) çoğu zaman sadece bir şeyleri bilmemek anlamıyla düşünülür. Oysa tarih boyunca cehalet kavramı, basit bir bilgi eksikliğinden çok daha derin ve çok boyutlu anlamlar taşımaktadır. Dilimizde Arapça kökenli cehalet kelimesinin anlamlarına baktığımızda, yalnızca habersiz olma değil, aynı zamanda öfke, taşkınlık, kaba ve sınır tanımaz davranış gibi ahlaki ve duygusal boyutlar da içerdiğini görürüz. Nitekim Cahiliye (İslam öncesi cehalet dönemi) terimi, sadece bilgisizliği değil, aynı zamanda hoyratlık ve ölçüsüzlük dönemini ifade eder.

Cehalet kelimesi Arapça “cehl” kökünden gelir ve bu kökün anlam dünyası, yalnızca “bilgisizlik” ile sınırlı değildir. Arap dilinde cehl, ilmin zıddı (bilgisizlik) anlamına geldiği gibi, aynı zamanda hoyratlık, öfke ve ölçüsüzlük anlamları da taşır. Klasik Arap dilcileri “cehele” fiilinin iki temel anlamı olduğunu belirtir, biri bir şey hakkında bilgi sahibi olmamak, diğeri ise bir taşkınlık içinde davranmaktır. Buna göre cehalet, sadece zihnin boş kalması değil, öfkeye kapılarak haddini aşan bir tavır da olabilir. Nitekim cehl fiili Arapça’da “birine karşı zorbalık etti, kaba ve mantıksız davrandı” şeklinde de kullanılır bu anlamıyla cehaletin tam karşıtı, öfke dürtüsünü dizginleme erdemi olan hilm (sakin olmak, ağırbaşlılık) kabul edilir.

Bu tarihsel bağlam, cehalet söz konusu olduğunda Doğu dillerindeki derin vurguyla Batı dillerindeki kullanım arasındaki farka da işaret eder. Örneğin Fransızcada veya İngilizcede ‘’ignorance ‘’genellikle yalnızca “bilgisizlik, habersizlik” anlamına gelir. Oysaki Arapça kökenli cehalet, klasik metinlerde “akılsızlık, terbiyesizlik, zorbalık” gibi toplumsal ve ahlaki hataları da anlatır. İslamiyet öncesi Cahiliye Devri tanımlaması, halkın sadece doğru bilgiye sahip olmamasını değil, aynı zamanda öfke ve ölçüsüzlüğün hüküm sürdüğü bir toplumsal düzeni anlatır. Sonuç olarak, cehalet kavramı kökeninde yalın bir bilgisizlik halinden ziyade, bilgisizliğin doğurduğu yanlış hüküm verme, duygusal denetimsizlik ve yozlaşmış davranış biçimlerini de kapsar. Bu dilsel ve kültürel arkaplan, cehaleti detaylı bir kavram olarak ele almamız gerektiğini gösterir.

Gündelik dilde âlim kelimesi çok bilen, cahil ise az bilen (ya da hiç bilmeyen) kimseyi tanımlamaktadır. Ne var ki, gerçek anlamda bilgili olmak ile cahil kalmak arasındaki fark sadece bilgi miktarıyla ölçülemez. Âlim kişi, bilgi birikiminin yanı sıra öğrendiklerinin sorumluluğunu taşıyan, hakikate ve erdeme bağlı kişidir. Cahil kişi ise çoğu zaman bilgisizliğinin farkında olmayan veya önemsemeyen, dolayısıyla yanlışa sapmaya daha meyilli kimsedir. Bu ayrım, ahlaki bir farklılığı da içerir. Gerçek âlim, bildikçe tevazu sahibi olur ve bilgisini iyiye kullanmaya çalışır, cahil ise bilmediği halde bildiğini sanarak kibir gösterebilir veya öğrenme sorumluluğundan kaçabilir.

Bu kavramdan atasözlerimizde de bahsedilmiştir.  “Âlimle otur, kuru ekmek ye; cahille oturup bal yeme” diyen atasözü, bilginin getirdiği edep ve anlayışın, cehaletin kabalığıyla kıyaslanamayacak kadar değerli olduğunu anlatır.

Bu noktada cehaleti eğitim düzeyiyle doğrudan ilişkilendirmemek gerektiğini de anlamalıyız. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hakiki bilginin diploma ile ölçülemeyeceğini ifade ederken, cahil kavramının aslında hakikatten kopuk olma anlamına geldiğini vurgulamıştır. 1923’te yaptığı bir konuşmada Atatürk şöyle der:

“Biz cahil dediğimiz vakit, mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma yazma bilmeyenlerden de bilhassa sizlerin içinizde görüldüğü gibi hakikati gören hakiki âlimler çıkar.”

Cehaletin Dereceleri

Cehalet tekdüze bir olgu değildir ve farklı dereceleri ve türleri vardır. Klasik kaynaklar cehaleti genellikle üç başlıkta ele alır.

Basit cehalet (cehl-i basit): Kişinin bir konuda bilgisi yoktur, ama bilmediğinin farkındadır. Yani bilgisiz olduğunu bilen bir cehalet halidir. Bu durumda kişi öğrenmeye açıktır; eksiğini kabullenip gidermeye çalışabilir. Basit cehalet, insanoğlunun aslında kaçınılmaz bir durumudur çünkü hiç kimse her şeyi bilemez. Önemli olan, eksikliğini idrak edebilmek ve öğrenme niyetine sahip olmaktır. Bilge kişiler de bir noktada cehaletlerinin sınırlarını kabul ederek öğrenmeye başlamışlardır; hatta “Ben sadece bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” diyen Sokrates, bu farkındalık sayesinde bilgelik yoluna girmiştir.

Bileşik (karmaşık) cehalet (cehl-i mürekkep): Burada kişi bir konuda bilgisi olmadığının farkında değildir; tam tersine kendini bilgili zanneder. Yani bilgisiz olduğu halde bunu bilmeyen, hatta yanlış bildiğini doğru sanan bir hal içindedir. Bu seviye, cehaletin çok daha tehlikeli boyutudur. Çünkü kişi bilmediğini bilmediği için öğrenmeye kapalıdır; yanlış bir kanaati doğru kabul ettiğinden, hatasını düzeltme ihtiyacı da duymaz. Halk arasında “cahil cüretkâr olur” sözü, işte bu mürekkep cehalet halini tarif eder. Yetersiz bilgiye sahip bireyler, kendi bilgi ve yeteneklerini abartma eğilimindedir, çünkü cehaletleri onlara bilmediklerini bile göstermez. Bileşik cehalete düşen kişi, eleştiriye de kapalıdır ve çoğunlukla inatçılık sergiler. Âşık Veysel’in dizelerinde “cahilin her sözünde kavga, niza var” oluşu tam da bu öğrenmeye kapalı, hatasını görmez cehaletin sosyal hayattaki yansımasını anlatır

Bilinçli cehalet (iradi cehalet ): Bu, cehaletin belki de en ilginç derecesidir. Kişi aslında öğrenebilecek durumdadır ve gerçeği öğrenme imkânı vardır, fakat özellikle öğrenmek istemez. Bir başka deyişle kişi, bilgiye ulaşma şansını kasten geri çevirir.  Genellikle, öğrenilecek bilginin kendisine sorumluluk yüklemesinden, rahatsızlık vermesinden çekinir. Bu duruma örnek olarak, can sıkıcı gerçeklerden kaçınmak için “bunu duymak istemiyorum” diyen insanları verebiliriz.

Mesela sağlığına zararlı alışkanlığı olan birinin, bu alışkanlığın zararlarıyla ilgili bilimsel gerçekleri bilmezden gelmesi ya da haksız bir kazanç sağlayan birinin, gelirinin kaynağındaki etik problemleri araştırmaktan özellikle kaçınması birer bilinçli cehalet örneğidir. Modern araştırmalar, insanların önemli bir kısmının, kararlarının olumsuz sonuçlarını bilmemeyi tercih ettiğini göstermektedir. Örneğin bir deneyde, katılımcıların yaklaşık %40’ının kararlarının başkalarına zarar verip vermediğini öğrenme fırsatı varken bunu bilerek reddettiği ve bilgisiz kalmayı seçtiği ortaya konmuştur. Bunun temel sebebi, “bilmediğim takdirde kendimi ahlâken sorumlu hissetmem” düşüncesidir yani cehalet bir nevi mazeret olarak kullanılmaktadır. Bu olguya iradi cehalet denir. Günlük hayatta da bu tutumu gözlemleyebiliriz. Kimi insanlar, inandıkları düşünceye aykırı delilleri görmezden gelir bazıları da hayat tarzlarını değiştirmeyi gerektirecek bir gerçeği öğrenmek istemez. Cehalet, böyle durumlarda adeta konforlu bir kaçış sunar.

Bilginin Dereceleri

Bilgi çoğu zaman tek parça ve herkes için aynıymış gibi düşünülür. Oysa insan hayatında bilgi, düz bir çizgi değil; katmanlı, dereceli ve zamanla derinleşen bir süreçtir. Her bilen aynı şekilde bilmez; bilmenin kendisi de aynı seviyede gerçekleşmez. Bu yüzden bilgiyi anlamak için onun derecelerini fark etmek gerekir.

En alt düzeyde bilgisizlik yer alır. Ancak bilgisizlik de tek biçimli değildir. Bir insan bir şeyi bilmediğinin farkındaysa, bu durum olumsuz değildir; aksine öğrenmenin başlangıcıdır. Kişi bilmediğini kabul ettiği anda soru sormaya ve düşünmeye başlar. Asıl sorun, bilmediğini bilmeyen insanda ortaya çıkar. Bu kişi kendinden emindir, sorgulamaz ve öğrenmeye kapalıdır. Tarih boyunca kör inançların, fanatik tutumların ve dogmatik düşüncenin temelinde çoğu zaman bu tür bir cehalet bulunur.

Bilginin bir üst aşamasında yüzeysel bilgi vardır. Bu düzeyde kişi bazı şeyleri duymuş, okumuş ya da ezberlemiştir; fakat bilgi henüz derinleşmemiştir. Kavramlar zihinde yerli yerine oturmaz. Yüzeysel bilgi çoğu zaman özgüven verir, ancak anlayış kazandırmaz. İnsan konuşur, fikir belirtir; fakat söylediklerinin nedenlerini tam olarak kavrayamaz.

Daha ileri bir aşamada anlama bilgisi ortaya çıkar. Bu noktada kişi öğrendiği bilgiler arasında bağ kurmaya başlar. “Neden böyle?” sorusu önem kazanır. Bilgi ezber olmaktan çıkar, düşünsel bir bütünlüğe dönüşür. İnsan yalnızca bilgi tüketmez; bilgiyi yorumlamaya başlar. Eleştirel düşüncenin temelleri bu aşamada atılır.

Bunun üzerinde eleştirel ve bilinçli bilgi yer alır. Bu seviyedeki insan, bildiği şeylerin sınırlarının farkındadır. Kendi bilgisini mutlak görmez ve yanılabileceğini kabul eder. Farklı görüşler onun için bir tehdit değil, düşünceyi geliştiren bir imkândır. Gerçek entelektüel olgunluk bu noktada belirginleşir.

Bilginin en yüksek düzeyi ise hikmet’tir. Hikmet, çok şey bilmekten ibaret değildir. Bilgiyi doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde kullanabilmektir. Hikmet sahibi insan bilgiyi güç ya da üstünlük aracı haline getirmez. Bilgi onda kibir değil, tevazu üretir. Konuştuğunda incitmez, sustuğunda anlamsız bir boşluk bırakmaz. Bu nedenle hikmet, bilginin ahlakla bütünleşmiş hâlidir.

Sonuç olarak bilgi, biriktirilen bir nesne değil insanla birlikte olgunlaşan bir süreçtir. Her insan bu sürecin farklı bir noktasında durur. Önemli olan hangi noktada olduğumuz değil, ilerlemeye ve öğrenmeye açık olup olmadığımızdır. Çünkü gerçek bilgelik, “bildim” demekte değil; öğrenmeye devam edebilme iradesinde saklıdır.

Cehaletin Felsefi Boyutu

Cehalet kavramı, felsefe tarihinde de merkezi bir tema olmuştur. Bilgi nedir? İnsan neyi bilebilir?  Sorularını tartışan filozoflar, bunun arka yüzü olan “bilgisizlik” haline dair de pek çok şey söylemişlerdir. Antik Yunan’dan günümüze, cehaletin anlamı ve sonuçları üzerine çeşitli düşünceler geliştirilmiştir. Bu bölümde, Sokrates’ten Spinoza ve Kant’a, oradan çağdaş düşünürlere uzanan bir çizgide cehalet olgusuna felsefik olarak bakarsak;  Sokrates, cehalet kavramını felsefenin merkezine yerleştiren ilk isimlerden sayılabilir. Onun ünlü mottosu, “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir,” aslında derin bir bilgelik ifadesidir. Sokrates burada, insanın bilgisinin sınırlı olduğunu idrak etmesini, felsefi erdemin başlangıcı olarak görür. Sokratik cehalet denilen bu kavram, kişinin kendi bilgisizliğinin farkında olması anlamına gelir ve bu farkındalık kişiyi öğrenmeye açık, alçakgönüllü bir tavra yöneltir. Sokrates’e göre erdem, bilgidir; kötülük ve erdemsizlik ise nihayetinde cehaletten kaynaklanır. O, “Sadece bir iyi vardır, o da bilgi; ve sadece bir kötü vardır, o da cehalet” diyerek bilgiyi en yüce değer, cehaleti ise tüm hataların kaynağı olarak görmüştür. Bu görüş doğrultusunda Sokrates, insanlar eğer gerçekten iyi olanı bilselerdi yanlış yapmayacaklarını savunur.  Kimse bile bile kötülüğü seçmez, kötülük ancak bilgisizlik yüzünden yapılır. Dolayısıyla cehalet, Sokratesçi anlayışta ahlaki yanlışların temel sebebidir. Onun yöntemi olan diyalog da aslında muhatabının cehaletini ortaya çıkarmayı amaçlar: İnsanlar neyi bilmediklerini fark ettiklerinde, hakikati aramaya başlarlar. Bu yönüyle Sokrates, cehaleti farkındalık yoluyla giderilecek bir karanlık olarak tasvir eder; insanın görevi ise o karanlığa ışık tutacak sorular sormaktır.

Platon da hocası Sokrates’in izinden giderek, cehaleti ruhun karanlık bir mağarada zincire vurulması metaforuyla anlatır (Mağara Alegorisi) Mağaradaki tutsaklar, gerçekliği arkalarındaki ateşin duvara vurduğu gölgeler sanırlar yani cehalet içinde yaşarlar. Ancak içlerinden biri serbest kalıp dış dünyayı yani gerçek bilgiyi gördüğünde, geri dönüp diğerlerini uyandırmak ister. Ne var ki, cehalet karanlığında kalmış olanlar, aydınlanmak isteğine başlangıçta direnç gösterir. Platon bununla insanların cehalet rahatından çıkıp hakikatin aydınlığına ulaşmasının zorluğunu ortaya koyar. Ona göre eğitim, “ruhun karanlıktan ışığa döndürülmesi” sürecidir ki bu da cehaletten kurtuluşu temsil eder. Aristoteles ise bilgiye daha sistematik yaklaşır. Ona göre gerçek bilgi, yalnızca “ne olduğunu” değil, “neden öyle olduğunu” bilmektir. Ancak Aristoteles de insan aklının mutlak olmadığını kabul eder. İnsan aklı doğayı ve varlığı belli ölçüde kavrayabilir; fakat her şey akılla kuşatılamaz. Bu yaklaşım, bilginin dereceli olduğu fikrini güçlendirir.

Immanuel Kant, Saf Aklın Eleştirisi adlı eserinde insan bilgisinin sınırlarını kesin biçimde çizer. Kant’a göre insan aklı, yalnızca deneyim alanına giren şeyleri bilebilir. Deneyimin ötesindeki alan Tanrı, ruh ve mutlak hakikat, aklın konusu değil, inancın ve ahlaki sorumluluğun alanıdır. Kant bu ayrımı şu ilkeyle özetler: “Aklın sınırını çizdim ki, imana yer açılsın.”

Bu düşünce, bilinçli cehaletle karıştırılmamalıdır. Kant, bilmemeyi tercih etmeyi değil; bilinemeyecek olanı bilmeye kalkışmamayı savunur. Yani burada cehalet değil, epistemik tevazu vardır.

Orta Çağ ve İslam felsefesinde de cehalet kavramına ilişkin dikkate değer yaklaşımlar vardır. Örneğin İslam düşünürleri, akılla imanın, bilgiyle inancın ilişkisini tartışırken cehaleti sıkça zikrederler. İslam dininde cehalet, sadece Yüce Allah’ı ve emirlerini bilmemek değil, aynı zamanda Hakk’a karşı saygısız ve taşkın davranmak anlamına da gelir. Kur’an’da “cahil” sıfatı, gerçeğe karşı direnen ve nefsinin arzularına kapılan kişiler için kullanılır. Bu bakımdan cehalet, İslami literatürde hidayetin zıddı olarak konumlanır. Hidayet (doğru yol), bilgi ve imanla aydınlanmayı; dalalet (sapma) ise cehaletle karanlıkta kalmayı temsil eder. Nitekim Muhammed Nebi, İslam öncesi Arap toplumunu cehalet karanlığından kurtarmakla vazifelendirilmiştir. İslam filozofları da bilgiyi insanı olgunlaştıran yüce bir değer sayarken, cehaleti nefsin esaretinin ve ahlâki yozlaşmanın nedeni olarak görmüşlerdir. Farabi, İbn Sina gibi isimler hikmeti yüceltip “insanın kemale ermesi bilgi iledir” der.

Tüm bu incelemelerin ışığında, cehaletin tek boyutlu bir bilgisizlik hali olmadığını net bir şekilde görmekteyiz. Cehalet, entellektüel ve psikolojik yönleri olan bir kavramdır. Bir insan bilmeyebilir, bu doğal ve mazur görülebilir. Ancak bilmediğini öğrenmemek, yanlış bildiğinde ısrar etmek veya bilmekten kaçınmak, artık masum bir bilgisizlik olmaktan çıkar, tercihli bir cehalet tavrı haline gelir. Cehaletin en tehlikeli biçimleri, işte bu iradi boyutu içerir, hakikati aramak yerine ondan kaçmak, sorumluluk almamak için karanlıkta kalmaya razı olmak.

Günlük dilde “cahillik” bazen küçük düşürücü bir söz olarak kullanılabilir, fakat buradaki sonuç, cehaletin aslında hepimizin mücadelesi gereken bir zaaf olduğudur. Her insan bilmediği şeyler olduğu gerçeğiyle yaşar önemli olan, bu bilinmezlikleri azaltmak için çaba gösterip göstermediğimizdir. Eğer cehalet bir karanlık ise, karanlığa kızmak yerine bir mum yakmak gerekir, demiş atalarımız. Yani çözüm, bilgisizliği kabullenip kalmak değil, bilgiye yönelip cehaleti aydınlatmaktır.

Cehaleti aynı zamanda ahlaki bir sorun olarak da tanımlayabiliriz. Çünkü kişi bile bile bilgisiz kalmayı seçtiğinde, aslında sorumluluktan kaçmış olur. Örneğin toplumda haksızlıklar, yolsuzluklar varken “ben anlamam, bilmem” diyerek göz yuman biri, cehaletiyle o düzenin sürmesine katkı sağlar. Bu anlamda cehalet, hakikatten kaçışın konforlu kılıfıdır. Hakikati bilmek çoğu zaman insana yük getirir bunlar harekete geçme, tavır alma, kendini sorgulama yüküdür. Cehalet ise bu yükten kurtulmanın kolay yolunu sunar: “Bilmediğim şey beni incitmez.” Ne var ki, uzun vadede hem birey hem toplum için en büyük incitici güç de cehaletin ta kendisidir.

Kur’an’da Gayb ve Cehalet

 Kur’an da çoğu yerde cehalet kelimesi bilgi yetersizliğinin yanı sıra davranış biçimi olarak ta geçer.

Bakara 67; Allah size bir inek kesmenizi emrediyor. Dediler ki; Bizimla alay mı ediyorsun? Musa dedi ki: Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım. (Burada ciddiyetsizlik ve hafife alma saygısızlığı var)

En’am 111; …Onların çoğu cahillik ediyorlar. ( Burada gerçeği bilmeden konuşmak ve önyargı var)

A’raf 199; Affı esas al, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. ( Burada bilmediği konuda ısrar etmek ve bilmediğinin farkında olmamak var)

Zümer 64 ; De ki; Ey cahiller ! Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? ( Burada bilgi kendisine gelmesine rağmen reddetmek var.)

Kur’an’a göre Cehaletin karşısında ; Hikmet, Akletmek, Tevazu, Araştırma ve Sorumluluk bilinci vardır.

Kur’an’da “gayb” kelimesi ise;  İnsanın duyularıyla ve aklıyla doğrudan ulaşamayacağı alanı ifade eder. Gaybın bilgisi Yüce Allah’a aittir. İnsan, gaybı ;tahmin, hurafe veya iddia konusu yapamaz. Kur’an’daki gayb anlayışı, felsefedeki bilginin sınırı fikriyle örtüşür. İnsan, kendisine açık olan alanda aklını kullanmakla yükümlüdür fakat kapalı olan alanda iddia değil teslimiyet ve sorumluluk esastır.

En’am 59; Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilemez.

Yunus 20; Gayb yalnızca Allah’ındır

A’raf 188; Eğer gaybı bilseydim, kendim için daha çok hayır elde ederdim.

 

 

___________________________________________________________ 

Kaynakça:

Cehalet kavramının Arapça kökeni ve “cehl” kelimesinin anlam dünyası için klasik İslami kaynaklar ve dil çalışmaları.

Atatürk 1923 Tarsus konuşması (Söylev ve Demeçler).

Prof. Doğan Kuban’ın değerlendirmeleri.

Bilinçli cehalet Kevin Dickinson’ın Big Think.

Spinoza, Theologico-Political Treatise.

Kant, Aydınlanma Nedir? (1784).

Modern çağda cehaletin üretilmesi (agnotoloji) hakkında Robert Proctor ve Dunning etkisi üzerine yazılar; Çağlayan Dergisi.

 

Yorumunuzu bırakın


İlgili Haberler

Atatürk’ün Cumhuriyeti Fikir & Yazı
Şubat 6, 2026

Atatürk’ün Cumhuriyeti

Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı Fikir & Yazı
Şubat 5, 2026

Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

Epstein Vakası ve Sınıfsal Cezasızlık Fikir & Yazı
Şubat 5, 2026

Epstein Vakası ve Sınıfsal Cezasızlık

ZAMAN AKIŞI

Şub 8 15:31
Kültür & Sanat

Beklenti Teorisi Nedir? Neden Kazanç Yerine Kaybetmekten Kaçınırız?

Şub 7 22:20
Arkasayfa

Cehalet Kavramı ve İncelenmesi

Şub 7 15:30
Sağlık

Diyabetik ayak yaraları hakkında bilinmesi gerekenler ve korunma stratejileri

Şub 6 15:45
Gündem

Markov Zinciri İle Geleceği Bugünden Nasıl Hesaplarız?

Şub 6 15:13
Kültür & Sanat

Safran kırmızı çizgimiz!

Şub 6 15:04
Arkasayfa

Atatürk’ün Cumhuriyeti

Şub 6 12:39
Ekonomi

BDDK borç yapılandırma şartlarını açıkladı: O tarihe kadar bankaya gitmeyen hakkını kaybedecek!

Şub 6 12:17
Gündem

6 Şubat’ta enkazda kızının elini bırakmayan baba konuştu: Tarif edilecek gibi değil, bu acı hiç dinmiyor

Şub 6 11:59
Gündem

İstanbul Depremi Kapıdayken Dayanışma Arama Kurtarma ve Toplumsal Örgütlenme Çağrısı

Şub 6 11:06
Gündem

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Adıyaman’da yapılan eyleme katıldı

Şub 6 11:04
Ekonomi

Türkiye’de fiyatlar rekor kırıyor: Yıllık gıda enflasyonu Avrupa’nın 11,7 katına çıktı

Şub 5 12:57
Sağlık

Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil

Şub 5 12:31
Sağlık

Tavuk yerken dikkat edin! İşte bozuk olduğunun 4 belirtisi

Şub 5 12:30
Ekonomi

Bu Daha Başlangıç! Selçuk Geçer Uyardı: Enflasyon ve Maaş Oyunu, Altında 10.000 Dolar Senaryosu

Şub 5 12:25
Sağlık

Kapalı alanda sigaraya yeni düzenleme yolda

Şub 5 12:18
Arkasayfa

Deprem bölgelerinde MESEM sayısı iki kat arttı

Şub 5 12:13
Gündem

Jeffrey Epstein: İstismar, imparatorluk ve kapitalizm

Şub 5 12:01
Arkasayfa

Epstein Vakası ve Sınıfsal Cezasızlık

Şub 5 11:39
Gündem

Epstein’in kapitalizmi; kapitalizmin Epsteinleri!

Şub 5 11:34
Arkasayfa

Beton var, yaşam yok

Şub 4 14:10
Sağlık

Zihinsel yorgunluk ve bedensel sinyaller: Düşünceler neden durmaz?

Şub 4 14:08
Sağlık

Mide kanseri tedavisinde hayat kurtaran 5 temel basamak

Şub 4 14:06
Sağlık

Diyabetik ayak yaraları hakkında bilinmesi gerekenler ve korunma stratejileri

Şub 4 13:56
Sağlık

Çocuklukta görülen şiddetin beyin üzerindeki etkileri ve davranış değişiklikleri

Şub 4 13:49
Arkasayfa

CHP çok iyi bir şey yaptı

Şub 4 13:16
Arkasayfa

Geleceğin yokluğu

Şub 4 12:47
Arkasayfa

Tunç Soyer neden hapiste?

Şub 4 11:57
Arkasayfa

Emekliler yıllardır sürdürdükleri siyasi tercihleriyle yüzleşiyor!

Şub 3 13:34
Ekonomi

Şubat ayı kira artış oranı netleşti

Şub 3 12:20
Gündem

Dünya çapında cezasızlık: Epstein dosyaları