• Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
    • Yaşam
    • Türkiye
    • Dünya
  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
    • Belgesel & Film
    • Eylem & Etkinlik
    • Fotoğraf & Karikatür
    • Kitap & Dergi
    • Müzik & Video
Adil Medya
  • Mart 30, 2026
  • Yayın İlkeleri
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Güncel
  • Sağlık
  • Sağlık
Adil Medya
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      Kime karşı kiminle birlik?

      Kime karşı kiminle birlik?

      ‘Savaş’ ve ‘süreç’ 2023’te değil 2001’de başladı

      ‘Savaş’ ve ‘süreç’ 2023’te değil 2001’de başladı

      İktidarın süreç yönetimi ve Kürt yoksulları

      İktidarın süreç yönetimi ve Kürt yoksulları

    • Yaşam
      Bir Gün Neden 24 Saat? Bir Saat Neden 60 Dakika?

      Bir Gün Neden 24 Saat? Bir Saat Neden 60 Dakika?

      Matematikçiler Onlarca Yıllık Problemi Çözmek İçin Tekerleği Yeniden İcat Ediyor

      Matematikçiler Onlarca Yıllık Problemi Çözmek İçin Tekerleği Yeniden İcat Ediyor

      Soğuk Hava Hasta Etmez! Peki Neden Hastalıklar Kışın Daha Yaygın?

      Soğuk Hava Hasta Etmez! Peki Neden Hastalıklar Kışın Daha Yaygın?

      Tembel Değilsiniz Sadece Erteleme Alışkanlığına Sahipsiniz

      Tembel Değilsiniz Sadece Erteleme Alışkanlığına Sahipsiniz

    • Türkiye
      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      İsmail’in şeref madalyası

      İsmail’in şeref madalyası

      Diyarbekir’de kayyıma mektup var…

      Diyarbekir’de kayyıma mektup var…

      Türkmen’in tutuklanması sınıfa gözdağı ise yanıt da hep birlikte verilmeli

      Türkmen’in tutuklanması sınıfa gözdağı ise yanıt da hep birlikte verilmeli

    • Dünya
      Yarın sirenler çalarsa hazır mısınız?

      Yarın sirenler çalarsa hazır mısınız?

      Ambargo: Sessiz bir savaş biçimi

      Ambargo: Sessiz bir savaş biçimi

      Suçluluğun tetiklediği öfkenin katlanılamaz acımasızlığı...

      Suçluluğun tetiklediği öfkenin katlanılamaz acımasızlığı...

      ‘Savaş’ ve ‘süreç’ 2023’te değil 2001’de başladı

      ‘Savaş’ ve ‘süreç’ 2023’te değil 2001’de başladı

  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
      Abdülaziz Tantik'in Kaleminden: Bilim, felsefe ve akıl… 'Modernliğin doğuşu'

      Abdülaziz Tantik'in Kaleminden: Bilim, felsefe ve akıl… 'Modernliğin doğuşu'

      Olaydan ne anlıyoruz?

      Olaydan ne anlıyoruz?

      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      ‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

      Ekmek, adalet ve işçi sınıfı

      Ekmek, adalet ve işçi sınıfı

    • Belgesel & Film
      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

    • Eylem & Etkinlik
      Üçüncü Dünya Savaşı

      Üçüncü Dünya Savaşı

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

    • Fotoğraf & Karikatür
      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      Metafor

      Metafor

      Günün karikatürü

      Günün karikatürü

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

    • Kitap & Dergi
      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitapların yalnızlığı

      Kitapların yalnızlığı

    • Müzik & Video
      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

  • Follow
    • Twitter

Taylan Doğan

Taylan Doğan

Seküler muhalefet

Nisan 21, 2017 Yazılar 0 comments

Paylaş

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

REFERANDUMUN ARDINDAN: SEKÜLER MUHALEFET İÇİN BİR DÖNÜM NOKTASI

 

16 Nisan anayasa değişikliği referandumu pek çok açıdan ele alınıp tartışılıyor. Kürt bölgesinde gerçekten de AKP/devlete doğru bir oy kayması mı oldu; yoksa yoğun baskılar, bir tane bile “hayır” oyu çıkmayan “blok oylar”, müşahitlerin seçim alanına alınmaması ve hendek savaşlarının sonucunda yarım milyon insanın göç ettirilmesi mi belirleyici oldu? AKP neden büyük şehirleri kaybetti? Orta Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun önemli bir kesiminde “evet” oylarının bu kadar yüksek çıkmasını sadece buralardaki milliyetçi-muhafazakar eğilimin gücüne mi bağlamalıyız? Sorular ve tartışma alanları çoğaltılabilir.

 

Ben bu yazıda sadece 16 Nisan referandumunun seküler muhalefet açısından bir dönüm noktası olabileceğine işaret eden bazı verileri ele almak istiyorum.

 

Öncelikle 2013/2014’ten bu yana hızla tırmanan Türk-İslam sentezci faşizm karşısında seküler kesimlerin âdeta gelenekselleşen davranış kalıpları ile referandum kampanyası ve hemen sonrasında izlenen hareket tarzı arasındaki farkları ortaya koyalım.

 

Bu dönem içinde öncelikle sekülerlerin yaşam alanlarını/tarzlarını korumak için kalkıştıkları Gezi Direnişi yaşandı. Bir de 7 Haziran seçimleri öncesinde seküler toplumun epeyce küçük bir kesimini, daha ziyade sol-sosyalist kesimleri kapsayan bir hareketlenmeye tanık olduk. Bu dar kesim HDP’nin seçim çalışmalarına aktif olarak katıldı ve seçimlerde HDP’yi destekledi.

 

Bu örnekler dışında bütün seçimlerde Erdoğan/AKP’nin “başarısı” karşısında seküler kesimler derin bir umutsuzluğa kapıldılar. Diğer yandan, söz konusu süreçteki hiçbir seçimde seküler kesimler arasında gözle görülür bir hareketlenme, bir araya gelme, aktif bir seçim faaliyeti vs. gözlenmedi. Belki bunun tek istisnası, 2014 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sekülerlerin bir kısmının bir tür pasif itaatsizlik yaparak içlerinin ısınmadığı “ekmek için Ekmeleddin”e oy vermek üzere yazlıklarından dönmemesiydi.

 

Bilindiği gibi, 1 Kasım 2015 seçimleriyle birlikte sekülerler açısından tablo daha da ağırlaştı. Kurumların ve yeni kuşakların İslamizasyonunun yoğunlaştığı ve Meclis’in devreden çıkarıldığı bu ortamda “bu memlekette yaşanmaz, Batılı bir ülkeye gidip yerleşmek en iyisi” neredeyse moda eğilim haline geldi.

 

15 Temmuz askeri kalkışmasının ardından cihatçı güruhların gövde gösterileri, sekülerler arasında önce büyük bir korku ve endişe yarattı. Ardından CHP yönetimi ile Ergenekoncu çevrelerin yaymak için büyük çaba sarf ettiği (ki CHP’nin Yenikapı mitingine katılması bunun sembolik jestiydi) kısa süreli bir yanılsama dönemi yaşandı: Erdoğan/AKP dersini almıştı ve artık Cumhuriyet’in temel niteliklerine dokunmayacak, milli birlik ve beraberliğin kıymetini bilecekti.

 

Fakat Erdoğan/AKP’nin İslamizasyona hız vermek ve seküler toplum üzerindeki tahakkümünü üst düzeye çıkarmak için 15 Temmuz’u konsolidasyon fırsatı olarak kullanması, sekülerler arasında yaygınlaşan bu yanılsamayı tuzla buz etti. Seküler toplum yeni “milli birlik beraberlik” rejimine destek vermedi. Fakat, Cumhuriyet gazetesine veya “proje okulları” adıyla köklü eğitim kurumlarına yönelik operasyonlar sırasında gözlemlediğimiz gibi, ülkede laikliğin kaleleri art arda saldırıya uğrarken kayda değer bir seküler tepki oluşmadı.

 

15 Temmuz’un ardından referandum sürecine kadarki dönemi OHAL rejimi altında yaşadık. Yüz binlerce kamu görevlisinin ihraç edilmesi, her kesimden muhalifin tutuklanması, barış için akademisyenlerin üniversitelerden uzaklaştırılması vs. derken keyfiyet ve hukuksuzlukta sınır tanımayan faşizan bir yönetim biçimi tesis edildi. Bu son derece baskıcı yönetim biçimine, bir de sekülerleri bu ülkede yaşam hakları tartışmalı bir “azınlık” olarak kodlayan cihatçı siyasal İslam dalgası eşlik etti. Cuma hutbelerinde yılbaşını kutlayanların “kâfir” ilan edilmesi ve hemen ardından gelen Reina katliamı, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Alevi olmayan sekülerlerin de kendilerini “tehdit altında bir azınlık” olarak hissetmesine neden oldu.

 

Bununla da kalınmadı, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” adıyla faşizan yönetim biçimini kalıcılaştırmayı hedefleyen bir referandum süreci başlatıldı.

 

Köşeye sıkışan ve hareketlenmeye başlayan seküler toplum

 

Benim gözlemime göre artık iyiden iyice köşeye sıkışan, Necip Fazıl’ın bir zamanlar İslamcılar için kullandığı tabirle “kendi ülkesinde parya” durumuna düşen sekülerler referandum sürecinde ilk kez bağımsız gruplar oluşturmaya ve “hayır” çalışması yapmaya başladı. Bu gelişme bana göre önemli bir değişime işaret ediyordu.

 

Elbette bu gruplaşmaların yaygınlığı konusunda net verilere sahip değiliz. Fakat şu nokta dikkat çekiciydi: CHP’nin referandum sürecinde pek ortalıkta görünmeme (kitlesel mitingler, yaygın mahalle/semt çalışmaları yapmama) politikasına karşın çeşitli seküler kümeleşmeler CHP’ye kampanya önerileri götürdüler, en azından parti olanaklarından faydalandırması için CHP’yi zorladılar. Böylece en azından İstanbul’da Kemalist ve demokrat kesimler ya bağımsız inisiyatifler kurarak ya da CHP’nin kampanyalarına canlılık kazandırarak politik bir hareketlenme içine girdiler.  Birçok yerde sahada, çoğu kez de sosyal medyada yürütülen “hayır” kampanyalarını bu gruplaşmalar gerçekleştirdi.

 

Referandum ve ertesi

 

16 Nisan referandumu, Türkiye’de 7 Haziran seçimleri sonrası kurulmaya başlanan ve OHAL’le birlikte doruğa çıkan keyfi, hukuksuz ve faşizan rejimin seçim yasalarını açıkça çiğnediği bir oylamaya dönüştü. YSK’nın mühürsüz oy pusulası ve zarflarını geçerli sayma kararı, ülkenin dört bir yanından gelen “blok evet oyları” ve “% 100 katılım” iddialarıyla birleşince seküler kesimler ilk kez “yeni rejimin” meşruiyetini açıktan sorgulamaya başladı.

 

Öncelikle onca baskıya ve devlet olanaklarının seferber edilmesine karşın % 1,5’tan daha düşük oy farkıyla “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nin kabul edilmesi, yıllardır sahneye konan “her şeyin anayasa ve yasalara uygun yapıldığı, kaybedenin sonuçlara saygı duyması gerektiği” yolundaki tiyatro oyununun sekülerler arasındaki seyircilerini kaybetmesine yol açtı.

 

Buna bir de YSK’nın OHAL rejiminin talebi doğrultusunda kendi yasallığını çiğnemesi eklendi; böylece yıllar sonra ilk kez seküler toplumun önemli bir kesimi “ne yapabiliriz ki, yapabileceğimiz hiçbir şey yok” duygusuna kapılmadan ve umutsuzluk deryasına gömülmeden tepkilerini göstermeye başladı.

 

Elbette bu tepkilerin çok sınırlı bir kesimi sokak eylemlerine dönüştü. Fakat seküler toplumun birçok kesiminde ruh halinin değiştiği, insanların başlarını dik tutmaya başladıkları bir gerçek.

 

Eskiden şöyle bir statüko vardı: Erdoğan/AKP’nin toplumsal dinamikleri istediği gibi şekillendirebileceğine inanılıyordu (art arda kazanılan seçim “zaferleri de bu kanaati destekliyordu); CHP, “Türk-İslamcı yeni rejime” dönük tepkileri soğurma ve seküler-demokratik kesimleri pasifize etme görevini başarıyla yürütüyordu; seküler kitlelere düşen de her geçen gün biraz daha umutsuzluğa kapılmak ve depresif bir ruh haline gömülmekti.

 

ilk parametre değişti: Erdoğan/AKP rejiminin inişe geçtiği, toplumsal rıza devşirmekte belirgin şekilde zorlandığı ve gerek ekonomi gerekse dış politikada sıkışmaya devam edeceği ortada. Kurulmaya çalışılan yeni Türk-İslam rejiminin kendi yasallığını bile çiğnemek zorunda kalması, iktidarını korumakta ne kadar zorlandığının en belirgin göstergesi.

 

Aslında ikinci parametre de değişti: Kılıçdaroğlu/CHP yönetimi de referandum gecesinden bugüne kadar eski işlevini yerine getirmekte zorlanıyor. Seküler toplumun “referandumun geçersiz sayılması için sokağa çıkalım, protesto hakkımızı kullanalım” yolundaki beklentisini pas geçiyor, rejimin meşruiyetini sorgulamaya başlayan dip dalgasının çözülmesi için zamana ve tabii ki devletin zor aygıtlarının icraatlarına oynuyor.

 

Bütün yazı boyunca açıklamaya çalıştığım gibi, en başta da üçüncü parametre değişiyor: Geniş seküler kesimler iradelerinin gasp edildiğini düşünüyor. Bu noktada seçim hilelerinin sonucu belirleyecek boyutta olup olmadığının hiçbir önemi kalmıyor.

 

Gezi’den bu yana ilk kez Atatürkçülerle solcuların birlikte katıldığı protestolara tanık oluyoruz. Bu protestolar Kadıköy ve Beşiktaş’la sınırlı değil; Ataşehir, Gebze ve Avcılar’da, Alevilerin yoğun yaşadığı Samandağ, Gazi, Maltepe, Kartal gibi ilçelerde, Ankara’da Batıkent’te, İstanbul dışında İzmir, Antep, Antalya, Eskişehir, Mersin, Muğla’da ve başka yerlerde her gece protesto eylemleri yapılıyor. Elbette protestoların rejimi çok rahatsız ettiği bir gerçek; bu nedenle protesto eylemleri art arda yasaklanıyor (örneğin Antep ve Gebze’de). Eylemleri organize ettikleri gerekçesiyle çeşitli sol gruplara mensup insanlar da gözaltına alınıyor.

 

Bu arada büyük olasılıkla reddedileceğini bile bile binlerce yurttaşın yasal haklarına sahip çıkması ve dilekçelerle YSK’ya başvurmasının bir sivil itaatsizliği eylemi olduğunu gözden uzak tutmamalıyız.

 

Protesto eylemlerinin nereye evrileceğini, kısa sürede sönümlenip sönümlenmeyeceğini veya polis baskısı karşısında çözülüp çözülmeyeceğini kestirmek güç.

 

Protesto eylemleri sönemlense veya çözülse bile, referandum kampanyasındaki sivil inisiyatiflerin kendilerini dağıtmadan daha uzun vadeli ve kalıcı bir örgütlenme çabasına girmesi büyük önem taşıyor. Bu yönde işaretler olduğunu da görebiliyoruz.

 

Yazının sonunda, Noam Chomsky’nin 1967-68’de ABD’de Vietnam Savaşı karşıtı geniş kitle gösterilerinin başlamasından önce muhaliflerin durumuna ilişkin aşağıdaki anlatımına yer ver vermek istiyorum:

 

“1966’da bile, belki de ABD’deki en liberal şehir olan Boston’da sert bir müdahale yaşanacağı kaygısı gütmeden geniş çaplı savaş karşıtı gösteriler düzenlemek imkânsızdı. Üstelik buna kiliselerde düzenlenen gösteriler de dahildi. Savaş karşıtları genellikle birinin oturma odasında toplanmış, çoğu zaman düşmanca bir tutum içindeki komşularıyla konuşuyor; kiliseler veya üniversitelerde çoğu zaten etkinliğin düzenleyicisi olan bir düzine insana dertlerini anlatıyordu. Bu türden çabaların yaygınlaşması nihayet etkisini gösterdi ve savaş karşıtı hareket halk arasında son derece ciddi boyutlara ulaştı.”[1]

O an için çok sınırlı kesimlere ulaşabilen muhalif etkinlikler, yeterli sabır ve kararlılık gösterilirse belirli bir yaygınlık kazanabilir ve kritik eşiği aşabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] “Güç ve İdeoloji Üzerine”, çev. Şebnem Duran, Taylan Doğan, bgst Yayınları, yayıma hazırlanıyor.

Paylaş

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

Yorumunuzu bırakın


İlgili Haberler

Kur’an Varken Rivayetle Din Kurmak: “Haber Delili”nin Çıkmazı Fikir & Yazı
Mart 18, 2026

Kur’an Varken Rivayetle Din Kurmak: “Haber Delili”nin Çıkmazı

“Yeşil komünistlerin” öncüsü Metin Yüksel kimdi? Neden öldürüldü? Fikir & Yazı
Şubat 23, 2026

“Yeşil komünistlerin” öncüsü Metin Yüksel kimdi? Neden öldürüldü?

Önemli Marxsist Düşünürler ve Analizleri Fikir & Yazı
Şubat 23, 2026

Önemli Marxsist Düşünürler ve Analizleri

ZAMAN AKIŞI

Mar 29 12:08
Arkasayfa

Abdülaziz Tantik’in Kaleminden: Bilim, felsefe ve akıl… ‘Modernliğin doğuşu’

Mar 29 11:54
Gündem

Bir Gün Neden 24 Saat? Bir Saat Neden 60 Dakika?

Mar 29 11:26
Gündem

Matematikçiler Onlarca Yıllık Problemi Çözmek İçin Tekerleği Yeniden İcat Ediyor

Mar 29 11:19
Sağlık

Soğuk Hava Hasta Etmez! Peki Neden Hastalıklar Kışın Daha Yaygın?

Mar 28 11:21
Sağlık

Tembel Değilsiniz Sadece Erteleme Alışkanlığına Sahipsiniz

Mar 28 11:18
Kültür & Sanat

Epistemik sınır ihlali: Çok zeki insanlar neden bazen saçmaca konuşurlar?

Mar 27 12:17
Arkasayfa

Olaydan ne anlıyoruz?

Mar 27 11:58
Arkasayfa

‘Önce mesleğini eline al, sanatını yine yaparsın’

Mar 27 11:54
Emek

Ekmek, adalet ve işçi sınıfı

Mar 27 10:39
Kültür & Sanat

Aptallığın altın yasası: Aptal bir insan nasıl anlaşılır? Bir insanın aptal sayılması için kaç aptalca davranış gerekir?

Mar 27 09:32
Kültür & Sanat

Realizm

Mar 26 15:32
Kültür & Sanat

Okültizm

Mar 26 15:25
Kültür & Sanat

İnsanlık Soy Ağacı Düşündüğümüzden Çok Daha Fazla Birbirine Bağlıdır

Mar 26 15:23
Sağlık

Antidepresan kullanımı neden depresyon vakalarından daha hızlı yükseliyor?

Mar 26 15:15
Gündem

Yarın sirenler çalarsa hazır mısınız?

Mar 26 15:08
Ekonomi

Bakan Bayraktar’dan ‘doğalgaz ve elektriğe zam gelecek mi?’ sorusuna yanıt: ‘Nisan ayı içinde…’

Mar 26 12:34
Ekonomi

Bakanlık’tan ‘evlilik kredisi’ açıklaması: Yaşa göre ‘kademeli destek’

Mar 26 12:30
Ekonomi

Ulaş Karasu: Ücretler eriyor, mutfak yanıyor, kiralar artıyor

Mar 26 12:29
Ekonomi

Savaş semt pazarlarını vurdu: Esnaf tezgah açamıyor, satışlar taneyle

Mar 26 12:26
Gündem

Ambargo: Sessiz bir savaş biçimi

Mar 25 17:10
Arkasayfa

Kime karşı kiminle birlik?

Mar 24 12:37
Ekonomi

Online ithalat, şubat ayında frene bastı

Mar 24 12:24
Arkasayfa

Ekonomi Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz başkanlığında toplandı

Mar 24 12:08
Gündem

Suçluluğun tetiklediği öfkenin katlanılamaz acımasızlığı…

Mar 24 11:36
Arkasayfa

Laiklik nedir?

Mar 24 11:32
Bilim & Teknoloji

İyot nedir ve neden ihtiyaç duyarız?

Mar 24 11:29
Gündem

‘Savaş’ ve ‘süreç’ 2023’te değil 2001’de başladı

Mar 24 11:11
Arkasayfa

İsmail’in şeref madalyası

Mar 24 10:36
Arkasayfa

Diyarbekir’de kayyıma mektup var…

Mar 24 10:30
Emek

İşler az diye zorunlu izin ve yarım maaş dayatması yapılabilir mi?