Türkiye genelinde bulunan cezaevlerinde hak ihlalleri sürüyor. İhalelerin başında ise hasta mahpus sorunu var. Hasta mahpusların durumu gün geçtikçe ağırlaşıyor. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre Türkiye cezaevlerinde 604’ü ağır bin 600’ün üzerine hasta mahpus var. Bunlardan 200’ün üzerinde mahpusun durumu ağır.

PEŞ PEŞE ÖLÜM HABERLERİ

Tutuklu yakınları, barolar, İHD ve sivil toplum kuruluşlarının çağrılarına rağmen hasta mahpuslarla ilgili adım atılmazken cezaevlerinden ölüm haberleri geliyor. 2021 yılının son aylarında hasta mahpuslar Abdulrrazak Suyur ve Halil Güneş yaşamlarını yitirmişti. Ancak ölümler bunlarla sınırlı olmadı. 2022 yılında da ölümler devam etti. 30 yıldır cezaevinde bulunan Mehmet Hanefi Bilgin, Ocak ayı sonunda tahliyesine 5 ay kala Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Ağır hasta tutuklu 39 yaşındaki Turgay Deniz, tutuklu bulunduğu Metris Cezaevi’nde fenalaşması üzerine kaldırıldığı Yedikule Göğüs ve Hastalıkları Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

ÇAKAS: SORUNU GÜNDEME GETİRMEK BİLE YASAK

Hasta mahpuslarla ilgili adım atılmamasına tepkiler var. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) ve Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) öncülüğünde dün birçok kentte açıklama yapılarak hasta mahpuslarla ilgili adım atılması istendi. Ancak hasta mahpuslarla ilgili açıklama yapılması bile birçok kentte polis engeliyle karşılaştı. Bu kentlerden biri de Diyarbakır. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi kampüsü önünde birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcilerinin katılımı ile yapılmak istenen açıklamaya izin verilmedi.

+Gerçek’e konuşan Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) Yöneticisi Yusuf Çakas, “tutsak” ifadesinin, yaşanan sorunu gündeme getirilmesinin bile yasaklandığını söyledi. D Tipi Cezaevi Kampüsü önünde yapmak istedikleri açıklamanın engellendiğini ifade eden Çakas, “Yaşanılan sorunu kamuoyuna dile getirme, getirmek bile yasaklanıyor” dedi.

’30 YIL KAPALI ALANDA TUTMAK BAŞLI BAŞINA HAK İHLALİDİR’

Bu engellemelerin cezaevlerinde yaşanan ihlalleri değiştirmediğini ifade eden Çakas, ölümlerin devam ettiğini hatırlattı. En son Mehmet Hanefi Bilgin ve Deniz Turgut’un yaşamını yitirdiğini ifade eden Çakas, “Bir kişi 30 yıl cezaevinde tutarsanız o kişi sağlıklı kalamaz. 30 yıl kapalı alanda tutmak başlı başına bir hak ihlali, bir işkencedir. Mehmet Hanefi Bilgin Haziran ayında 30 yılını doldurmuş olacaktı. 30 yılı tamamlarsa bile muhtemelen uyduruk Gözlem Kurulu Kararıyla tahliyesi engellenecekti. Gözlem kurulu kararı olacaktı, hasta haliyle infazı yakılmış olacaktı cezaevinde kalmaya devam edecekti. Durumun özeti budur. Üç yıl önce Mehmet Hanefi Bilgin bir kalp krizi geçirmiş. Daha sonra tedavi süreci gelişmiş pandemi süreci oluşmuş. Pandemide karantina odalarında kalmamak adına tedavileri hep yarıda kalmış” diye konuştu.

MAHPUSLAR ATK KARARLARINA GÜVENMİYOR

Cezaevlerinde bulunan hasta mahpuslar, hastane dönüşü karantina koğuşlarında bekletiliyor. Karantina koğuşunda bekletilme süreleri 15 gün. Hijyenik olmayan, sağlıksız olan bu koğuşlar mahpuslar arasında ‘Ölüm koğuşları’ olarak tanımlanıyor. Bir çok mahpus bu koğuşlarda 15 gün kalmamak için hasta olsa bile tedavi olmaya bile gitmiyor.

Hasta mahpus Halil Güneş’in 2021 yılı sonunda karantina koşunda tek başınayken yaşamını yitirdiğini hatırlatan Çakas, “Karantina odalarında sağlık, hijyen, beslenme, kişisel bakım dahil hiçbir destek yok. Bir yatak koyuyorlar. Şansı varsa yanına birkaç kitap alabiliyor. Karantina odası denilen yer burası. Mehmet Hanefi Bilgin hastaneye gitse 15 gün karantina odasında kalsa, bu odada yaşamını yitiririm kaygısı taşır. İnsanlar bu korkudan dolayı hastaneye gidemiyor. Yada kelepçeli muayene dayatıldığı için hastaneye gidemiyor insanlar. Durumu ağır olup Adli Tıp Kurumuna başvurmayan insanlar var. Çünkü Adli Tıp Kurumlarının adil bir şekilde karar verdiğine dair inanç kalmamış cezaevlerinde. Siz ancak insanların seyahat etme özgürlüğünü elinden alabilirsiniz. Ama siz çok öteye gidiyorsunuz, yaşam hakkını elinden alıyorsunuz” dedi.

‘BÖYLE BİR ORTAMDA HİÇ KİMSE SAĞLIKLI KALAMAZ’

Çakas, cezaevlerinde olan ve durumu ağır hasta mahpusların sayıları ile ilgili de bilgi verdi. Tespit ettikleri kadarıyla cezaevlerinde şu anda 200’ün üzerinde ağır hasta mahpus olduğunu ifade eden Çakas, “Bunlar durumu ağır olanlar. Ama diğer tarafta binlerce hasta tutsak var.  Durumu ağır olan hasta tutsaklar her an hayatını kaybedebilecek durumdalar. Ama genel hasta tutsak sayısı binlercedir. Bu tutsaklar tedavi edilmedikleri sürece bu gün ağır olmayan hasta tutsak, iki yıl sonra ağır hasta tutsak listesine girebilir. Çünkü cezaevi koşulları böyledir. Sağlıklı tedavi yoktur. Güneş ışığını doğru düzgün alamıyor. Havalandırmaya çıkamıyor, ilaç alamıyor, ailesini göremiyor. Sürekli mektup, iletişim yasağı alıyor. Böyle bir ortamda hiç kimsenin sağlıklı kalma hali yoktur. Bu bir ceza infaz sistemidir. Bugün Türkiye’de uygulanan güvenlikçi politikaların yansımasıdır” diye ifadelerini kullandı.

TÜM SİYASİ PARTİ VE STK’LARA ÇAĞRI: SORUMLULUK ALIN

Hasta mahpusların sağlık durumları giderek kötüleşiyor. Adım atılmadığı sürece cezaevlerinde ölüm haberleri gelmeye devam edecek. Bu konuda toplumun tüm kesimlerine seslenen Çakas, herkesin inisiyatif sahibi olması gerektiğini söyledi. Diyarbakır ve Van barlarında adalet nöbetinde olan ailelerin Ankara’ya giderek siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile görüşerek destek istediğini ifade eden Çakas, “Tüm siyasi partilerin bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Bu mesele sadece Kürtlerin meselesi, sadece cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin meselesi değil, tüm toplumun meselesidir. Bugün bir hasta tutsak cezaevinde yaşamını yitiriyorsa bu toplumun sorunu olmalıdır” dedi.

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Hasta mahpuslarla ilgili verilerin tümünün Adalet Bakanlığında olduğunu ifade eden Çakas, acil olarak atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı: “Öncelikle Adalet Bakanlığı elindeki tüm hasta tutsakları Adli Tıp Kurumlarını beklemeden hepsini tahliye etmelidir. Tahliye edemiyorum, kimin hasta olup olmadığını bilemiyorum diyorsa, bağımsız hekimler gider rapor düzenler. Bu ilk etapta hızlı, hiç bir şekilde düzenleme yapmadan insani, tıbbi ve hukuki yapılması gereken bir durumdur. Ötesi acilen Türkiye’deki mevcut infaz sisteminin değiştirilmesi, adil ve eşit bir infaz sisteminin getirilmesi gerekiyor. Özellikle umut hakkı kapsamında ölünceye kadar cezaevinde kalma, 30-40 yıl cezaevinde kalma durumunun sona erdirilmesi gerekiyor. Uluslararası infaz sisteminde olduğu gibi,  en fazla 25 yıl cezaevinde kalma kuralına dönüp tüm 25 yılını tamamlayan herkesin bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor.”