Kusursuzluğun yalnızca Allah’a ait olduğu bilinci ile yaradılışımız gereği, yanlışa, hataya, günaha, sevaba vb fiillere meyilli yaratılmışızdır. Nefis her daim insanı günaha vb fiillere sevk eder bu sevk etme esnasında kendini muhafaza etmek ancak İnsanlık dininin emrettiği hakikatleri yaşamak ile mümkündür.
Aile Kurumu evrensel bir yapıya sahip olup tüm insanlığın ortak değerlerinden biridir.
Ama bu kurum gün geçtikçe önemini yitirmekte ve değersiz bir hale dönüşmektedir. İnsanlık dini kadını haklarıyla aşina kılıp hürriyet kişilik ve bağımsızlığını vermiş ve erkekleri de bu konuda kötümser olmaya kışkırtmamış ve onlara karşı hasmane tutum ve davranışlar sergilemekten alıkoymuştur. Kadınlara ve erkeklere gerçek manada verilmesi gerekeni vermiştir.
İnsanlık inancı (İslam) sosyal, hukuksal, bireysel, ailevi, ekonomik alanlarda toplum ilişkilerini kadın erkek ayrımı yapmadan adalet ilkesi esasınca fertlerin gelişimini göz önünde bulundurarak düzene sokmuştur. İnsani esaslar ile ortaya koyulan her fiilde bir cevher birde şekil bulunur. Bu fiilde ortaya konan cevher zamana, şartlara, mekâna, sosyal yaşam alanlarına uygun biçimler ile şekle dönüşür.
Şekle dönüşmesinde, bizlerin esas alacağı kurallar helal ve haram dairesi içerisinde olup olmadığıdır. Böyle bir ayrım zorunludur meseleyi daha iyi kavrayabilmemiz için çünkü İslam inancının düzenlediği prensipler kendi asrına münhasır olmayıp tüm asırlarda uygulanması gerekir. Lakin bu uygulamalar zamanın gerekleri neticesinde yeni çözümler ile ortaya konulabilmelidir.
Kur’an kadın ve erkeğin sosyal, ailevi, siyasi ve iş alanlarında faaliyet ve katılımlarında üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları meşru çerçeve içerisinde tam olarak uygulamaya izin verir. Çağd(ı-a)ş(ı)lık adı altında, bir takım feminist sloganlar ile yaratıcının düzenine adeta savaş açmışçasına ben bakmak zorunda değilim, yapmıyorum, sormuyorum vb yaradan tarafından verilmiş olan donanımları görmemezlikten gelircesine haksız kararlar ve uygulamalara adım atmakta ve bu yapılanları da kendi anlayışımız ile sorun olarak görmemekteyiz.
Müslümanların asırlardan beri kiraya vermiş oldukları akıllarını özgürleştirmeleri, üstlerine çöreklenen ve onları tesirleri altına alan boğucu bağlardan, batıl ölçülerden, fasit düşüncelerden kurtulmaları ve günümüz sorunlarına çözümler ile uyanışa katkıda bulunmaları için daha ne kadar toplumsal felaketler ile karşı karşıya kalmaları gerekiyor?
Günümüz toplumsal yıkımlarının başında gelen ailevi sorunlara istatistikler ile bakalım:
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyesi, Ömer Uğur Gençcan, ‘’Boşanma, tazminat ve nafaka hukuku’’ Kitabında boşanma sebepleri olarak sunulan gerekçeleri şu başlıklar altında belirtmekte.
Zina,
öldürmeye yeltenme,
kötü ve onur kırıcı davranış,
suç işleme,
haysiyetsiz hayat,
terk,
alay,
aşağılamak,
tükürmek,
başkalarıyla karşılaştırmak,
hırsızlık,
hastalıklar,
iftira,
sapık ilişkiler,
iktidarsızlık,
eşini sevmediğini söylemek,
başkası ile evleneceğini söylemek,
aile ile görüştürmemek,
tehdit,
evden kovma,
üvey evlada kötü davranışlar,
sebepsiz intihar girişimi,
beden temizliği ile ilgilenmemek,
çalışmamak,
evlilik dışı çocuk edinme,
içki-kumar,
dayak ve sömürü
gibi nedenler boşanmalarda başlıca sebepler olarak görülmekte.
Bu ve benzeri sebeplerden ötürü Ülkemizde boşanma oranları gün geçtikçe artmakta ve aileler yıkıma uğramakta özellikle kadınlar ve çocuklar perişan olmaktadırlar.
2010 yılının II. Döneminde (Nisan-Mayıs-Haziran) 33139 çift boşanırken, 2011 yılının II. Döneminde 33702 çift boşanmıştır. Geçen yılın aynı dönemine göre boşanma sayısı % 1,7 artmıştır. Boşanma sayısında en fazla artış % 8,3 ile Doğu Marmara Bölgesi’nde gözlenmiştir. Bu dönemde boşanma sayısında en fazla düşüş % 10,6 ile Orta ve doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşmiştir.
Boşanmaların % 40,1’i evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşmiştir
2011 yılının II. Döneminde meydana gelen boşanmaların % 40,1’i evliliğin ilk 5 yılı içinde, %24,3’ü ise 16 yıl ve daha fazla süre evli olan çiftlerde gerçekleşmiştir.
2011 yılının III. Döneminde 25 858 çift boşanmıştır
2011 yılının III. Döneminde, boşanma sayısı geçen yılın aynı dönemine göre % 4,2 artarak 25 858’e yükselmiştir. Boşanma sayısında en fazla artış % 24,6 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde gözlenmiştir. Bu dönemde boşanma sayısında en fazla düşüş %13,1 ile Orta ve doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşmiştir.
2011 yılının III. Döneminde meydana gelen boşanmaların % 40,2’si evliliğin ilk 5 yılı içinde, %23,6’sı ise 16 yıl ve daha fazla süre evli olan çiftlerde gerçekleşmiştir.
Olaylara insani değerler bazında bakmakla mükellef olduğumuz için. Meydana gelen her yıkımdan da kendimize pay çıkarabilmeliyiz. Boşanma nedenleri olarak belirtilen sebepler içerisinde maddi imkânsızlıklar ve namus ülkemizde en büyük etkenlerin başında gelmektedir. Kadın ve erkek olarak insani vasıflar ile yenidünya düzeninin inşası için eğitim şarttır.
İnsanlık dini aklı hür fertlerin oluşturduğu ideal toplum yapısının oluşumunda kadın ve erkeğin aklının işlemesi ve dayanışması ile meydana gelebilir. Sağlam temeller üzere dayalı toplumlar kurmak ancak İnsanlık dininin emrettiği hür iradenin eğri ve doğruyu ayırt etmesi ile olur.
Allah Resulü Muhammed Şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir...
"Kendi ayıplarıyla meşgul olmanın kendisine başkalarının ayıplarıyla uğraşması fırsatı vermediği kimseye ne mutlu!" İyi olan odur ki başkalarının ayıplarıyla uğraştığı oranda kendi ayıplarını da görüp uğraşsın. Ne kadar kötüdür ki insan binlerce ayıba sahip olduğu halde hep başkalarının ayıbından söz etsin ve o ayıpları kendi ayıplarına örtü kılsın.
Eğer insan bir miktar kendi ayıplarına eğilir ve onları Islah etmeye çalışırsa işleri Salih olacaktır. Kendini ayıptan ve kusurdan arınmış sayan kişi cahil ve nadandır. Ve hiçbir ayıp kişinin kendi ayıplarını görmemesinden ve kendisi pek çok ayıba sahip olduğu halde başkalarının ayıplarından söz edip durmasından daha kötü değildir.
İsa (a.s)
‘’ Pisliğe konan sinek gibi halkın ayıplarına dikkat edip durmayın."
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık. (yahut) iğrenç dedikodular yapan iftiracıya (yahut) iyiliğe mani olana (yahut) günahkâr zorbaya, Kaba, sonra da soysuz, alçak.
(Kalem-10-11-12-13)
Siz ey imana ermiş olanlar! (Birbiriniz hakkında) yersiz zanda bulunmaktan kaçının; çünkü (bu şekildeki) zannın bir kısmı (da) günahtır; birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve arkanızdan birbirinizi çekiştirmeye kalkışmayın. Aranızdan, hiç ölmüş kardeşinin etini yemek isteyen kimse çıkar mı? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz. Ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, rahmet kaynağıdır.
(Hucurat-12)
Vay haline iftira atanın ve ayıp kusur arayanın!
(Hümeze-1)
Kur’an dedikodu, iftira ile iyiliğe mani olmaya çalışanlara asla itaat edilmemesini emrederken. Zan’dan kaçınmayı birbirimizin gizli yönlerini araştırmaktan men ederek bu ve benzeri fiilleri ortaya koyanları anlayacağımız dilden anlatmak gerekirse ‘’Vampirleşen insanlar’’ kan emiciler olarak tarif eder.
Bizler araştırma yaparken ya da bir sözü alırken şu ayeti kerime hükmünce hareket etmeyi esas almaktayız. Kaynak isimleri her ne kadar İlahi olsa da sözlerin İlahi olup olmadığı kesin olmadığı için ayetin hükmüyle hareket edeceğiz.
Onlar ki, sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahipleridir.
(Zümer-18)
MATTA: 23.13-14 Birçok Grekçe elyazması, "Vay halinize, ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bir yandan gösteriş için uzun-uzun dua edersiniz, öte yandan dul kadınların malını mülkünü sömürürsünüz. Bundan ötürü cezanız daha ağır olacaktır" sözlerini de içerir (bkz. Mar.12.40; Luk.20.47).
MARKOS: 12: 40 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun-uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır."
LUKA: 20: 47 Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun-uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır."
YASANIN TEKRARI: 27: 19 "'Yabancıya, öksüze, dul kadına haksızlık edene lanetolsun! "Bütün halk, 'Âmin! Diyecek.
YEŞAYA: 1: 17 İyilik etmeyi öğrenin, Adaleti gözetin, zorbayı yola getirin, Öksüzün hakkını verin, Dul kadını savunun."
YEŞAYA: 10: 1-2 Yoksullardan adaleti esirgemek, Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak, Dulları avlamak, Öksüzlerin malını yağmalamak için Haksız kararlar alanların, Adil olmayan yasalar çıkaranların vay haline!
Kur’an dışında diğer kaynaklarda özellikle üzerinde durmak istediğimiz konu olan boşanma sonrası dul kalan kadınlar hususunda genel emirler. Adalet, yardım, haksızlık, sömürü gibi davranışlardan uzak durulması bunları yapanlara karşı birlik olma emri vardır.
Bu emir ve özellikle Kur’an’i emir olan ‘’İyiliği emretme Kötülükten sakındırma’’ temel ilkesi ile baktığımızda ülkemizde belli başlı sorunlar nedeni ile ortaya çıkan boşanma vakalarından sonraki dönemde. Kadınlar ve ortada kalan çocuklar hususunda duyarsız bir toplum örnekliği had safhada kendini göstermektedir.
Boşanmış kadınlara hazır yem misali bakış açısı insanlarımız arasında yaygın olarak görülmekte. Çocuğu olan ve boşandıktan sonra sığınacağı yer ailesinin yanı olan kadınlara aile ve toplum muhtaç kişi gözü ile bakmakta.
Ailesine sığınan kadınlara öncelikle aile içinde adaletsiz davranışlar sergilenmekte ve sığındığı aile ortamında maddi hususta katkı sağlaması için zorlamalar yapılmakta çaresizlik neticesinde çalışma hayatına atılan kadınlara insanlıktan çıkmış olanların aşağılık bakış ve tavırları onların hem dünya hem de ahiret hayatına mal olabilmektedir.
İşveren kesimlerden insanlığını kaybetmiş olanlar çalıştırdıkları elemanlarına. Özellikle dul kalmış kadınlara cinsel arzularını tatmin aracı olarak baktıkları için bu çalışmaya ve hayatlarının devamını sağlamaya çalışan insanları sömürmekte ve kullanmaktadırlar. Elbette insaflı namuslu dürüst işverenler bu kapsamda değerlendirilemez. Bununla birlikte iş arkadaşlığı yapanlardan bazıları da insanlığını yitirmiş kesimler arasında olabilmektedirler.
Allah aşkına bizlere yüklenmiş olan insani vasıflarımız, yardım, adalet, gözetme anlayışımızı bu insanlar için ne zaman kullanmaya başlayacağız. Bu şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışan kadınlarımıza karşı görev ve sorumluluklarımızı ne zaman yerine getirmeye başlayacağız?
Allah resulü Muhammed’in evliliklerinin temelinde gözetme, koruma, namus ve şereflerine leke gelmemesi için himaye esası vardı. Bugün bu durumda olan kadınlarımızın daha rahat yaşam koşullarını elde etmeleri için ne gayret sarf etmekteyiz bunların geçimlerine ne kadar katkı sağlamaktayız.
Ey din bilginleri, öğretmenler, imamlar, din kültürü öğretmenleri, sivil toplum kuruluşları, mangalda kül bırakmayan insanlar, dini en iyi biz biliriz biz yaşarız diyen tefrikacılar, timsah gözyaşları ile insanları aldatanlar, siyasetçiler, yöneticiler, yazarlar, çizerler ve toplumsal alanda var olan herkese sesleniyorum. Bizler bu insanlardan sorumlu değimliyiz bunların yaşamsal alandaki sorunlarına eğilmek ve her tür katkıyı yapmak ile mükellef değimliyiz bizlere ne oldu neden niçin bu kadar sefilleştik kendimizi dinimizi vazifelerimiz unuttuk emin olun bu sorunun tek cevabı var.
Oda Maddiyata tapmak, şah ve şöhret peşinde koşmak cinsel arzulara teslim olmak, kitabım baskı sayısı yapsın adım duyulsunda, içinde anlattıklarım yazdıklarım banane vurdumduymazlık, bana dokunmayan bin yıl yaşasın Yahudileşme mantığına teslim olmaktır.
Huzur, adalet ve eşitliğin terbiye ve ahlak sıfatlarının hâkim olduğu yaşandığı toplumların inşaası için kadınlar ve erkekler iyi bir anne baba, eş, kardeş olmak zorundadırlar. Çirkeflikler ile dolu her tür anlayış, zulüm, kapitalizm, adaletsizlik, sömürgecilik, aşağılama anlayışlarına karşı faşist tüm eğilimlerden uzak durma adına bu anlayışları yıkacak erdemli insanlık hareketinin adı İnsanlık dinidir.
Veda Hutbesi günümüze ışık tutan sözlerden bir kısmını aktararak konuyu özetlemeye çalışalım:
Ey İnsanlar!
Benim sözlerimi iyi dinleyin ki, izzet ve şerefle huzurlu yaşamaya devam edesiniz. Sakın haksızlık yapmayın ve zulmetmeyin. Sakın baskı, zulüm ve işkenceye alet olmayın. Sakın zulme boyun eğmeyin. Haksızlığa rıza göstermeyin. İyice anlatabildim mi?
Ey İnsanlar! Kadınlarınızın sizler üzerinde hakları, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Sizin onlardaki hakkınız, minderinize sizden başkasını oturtmamaları, meşru tavsiyelerinizde size karşı çıkmamaları, hoşlanmadığınız kişileri izniniz olmadan eve sokmamaları, kötü söz söylememeleri kötü fiil ve davranışta bulunmamalarıdır. Şayet bunları yaparlarsa, Allah onları engellemenize, sıkıştırmanıza yataklarında tek başlarına bırakmanıza izin vermiştir.
Bunlardan vazgeçer ve size itaat ederlerse, meşru, örfe uygun ölçüler içerisinde rızıklarını ve giyimlerini sağlama sorumluluğunuz var. Kadınların iyiliğini isteyin, durumlarının iyileşmesi için çaba sarf edin. Çünkü onlar müşterek hayatın gereği kendileri adına bir şey yapma gücüne ve imkânına sahip olmayan, sizinle birlikte yaşamak mecburiyetinde olan hayat arkadaşlarınızdır.
Siz onları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Allah'ın emri ve hükmüyle onlarla ilişkiyi helal edindiniz. Eğer haklarını ararlar, sorumluluklarına riayet ederlerse onlara tavır takınmanıza, cezalandırmaya hakkınız yoktur. Onların serkeşliğinden ve şiddete başvurmasından endişe ederseniz, onlara öğüt verin ve yataklarınızı ayırın. Onların yiyeceği ve giyimi konusunda cömertçe her türlü iyilik ve ihsanda bulunmanız, onların haklarıdır. Kadınların haklarına riayet konusunda Allah'ın emirlerine yapışın, azabından korunun, onların iyiliğini isteyin, durumlarının iyileşmesi için çaba sarf edin. Hanımlarınız, sizlerin izni ve bilgisi olmadıkça, evinizin mali imkânlarını cömertçe harcamasınlar. Sözlerimi iyice anlayarak hatırınızda tutun.
(M. Hamidullah. Mecmûatü´l-Vesaikü´s-Siyasiyye (Vesaik) 360; İbn Abdirabbih 4/53-55.)